12 Mart 2013 Salı

Komiser Emin ve Yardımcısı Sadık - Müzmin Bekar



Amir Dursun kapıdan girdiğinde Komiser Emin ve yardımcısı Sadık, sandalyelerin arasındaki yerlerini çoktan almışlardı. Emin Bey amirini kendine özgü üsubuyla selamlamak için hiç vakit kaybetmedi:
- “Hoş geldiniz amirim. Göz altlarınızda biriken torbalara bakılırsa geceniz çok konforlu geçmemiş. Ayrıca kıravat seçiminiz de Dursun Şatıroğlu’nun ince zevkinden yoksun, büyük ihtimalle aceleyle kapıdan çıkarken son anda eşiniz size uzatmış olmalı. Zira çoraplarınızın da teklerinin birbirine uymuyor ki bu da hiç tarzınız değil, böylece aceleyle evden çıkma teorim kesinlik kazanıyor. Göz altlarınızdaki kızarıklıktan alkol aldığınızı anlayabiliyorum ki bu taktirde ilaç almış olmanız tamamen olasılık dışı. Zaten anason kokousunu hemen aldım. Yanağınızdaki şişlik de olsa olsa rakıyla ıslatılmış pamuk parçasının yarattığı şişlik olabilir. Dişiniz ağrıyor ama doktora gitmekten korkuyorsunuz amirim, yanılıyor muyum? Eşiniz bütün gece ilaç almanız veya doktora gitmeniz için ısrar etti ama siz gece boyunca acı çekmeyi yeğlediniz. Daha doğrusu doktor korkunuz dişinizin acısına galip geldi. Eşinize o kadar da acımadığını söylediğiniz için de ilaç almayı kabul etmediniz. Sonunda eşiniz Leyla Hanım sinirlenerek sabaha doğru ne halin varsa gör dedi ve yatmaya gitti. Siz de sonrasında rakılı pamuğu dişinize yerleştirdiniz, hatta belki rakı şişesinden bir fırt çektiniz ve sonrasında kanepede uyuyakaldınız. Bu yüzden de zamanında uyanamadınız ve eşinizin uyarısıyla yerinizden fırlayarak aceleyle giyindiniz ve doğruca buraya geldiniz. Hatta yakanızdaki damlalardan sabah başarısız bir kahve içme teşebbüsünde bulunduğunuz da anlaşılıyor”

Dursun Şatıroğlu’nun zaten asık olan yüz ifadesine bir de şaşkınlık eklendi. Fakat bu durum kısa sürdü. İçinde bulunulan türden durumlar Dursun Amir’in yabancısı olduğu şeyler değildi:
- “Hangi dişimin ağrıdığını bilememene çok şaşırdım. Neyse Emin, zekanı olaya sakla. Elimizde tuhaf bir durum var”

Sadık dönerek Emin’e fısıldadı:
- “Zaten tuhaf olmasa bize vermezler. Kendilerinin çözemediği ne kadar çer çöp varsa bize postalıyorlar”

Dursun Amir bu yorumdan memnun olmadı:
- “Erzurum’daki akrabalarını mı özledin Sadık? İstersen orada sana buradakinden çok daha kolay işler ayarlayabilirim”

Arkasını dönerek masanın üzerindeki kağıtları kısa bir süre inceledikten sonra projeksiyon cihazını çalıştırdı. Görüntülerde otuzlu yaşlarında bir adam vardı. Akan görütüler eşliğinde Dursun Amir dava hakkında bilgi vermeye başladı:
- “Bu bey Yıldırım Taşkın. Mesleği müzmin bekarlık. Bilinen hiçbir işi veya eğitimi yok. Fakat çok ilginç bir özelliği var ki o da...”

Emin araya girdi:
- “Maddi durumunun hep iyi olması değil mi?”
- “Evet. Görüntülerden anlaşılıyor değil mi?”

Yanıt Sadık’tan geldi:
- “Hayır amirim, dün gece verdiğiniz kağıtta yazıyor”
- “Öyle ya, size dün akşam çıkmadan bugüne okuyup gelmeniz için işin özetinin yazdığı kağıtlar vermiştim. Görünüşe göre dersinizi çalışmışsınız”
- “Çalışmak ne kelime amirim, Emin komiserim olayı çözdü bile”

Komiser kendinden emin tavrını bozmadı:
- “Elbette bir teori geliştirdim, ama kanıtlarla desteklenmeden bir teori nedir ki? Lütfen devam edin amir bey, eminim ki sizin anlatımınız olayların gözümüzde daha detaylı canlanmasına yardım edecektir”
- “Peki o zaman. Bu vatandaş hayatında hiç çalışmamış, fakat ne hikmetse hiç de paraya ihtiyacı olmamış. Yine kaderin şu arip cilvesine bakın ki kendisinden yaşça oldukça büyük ve zengin sevgilileri her seferinde beklenmedik şekilde kalp krizine yakalanmışlar ve geride de Yıldırım Taşkın’dan başka miraslarını bırakacak kimseleri yokmuş”

Sıradaki resimde iki kadın belirmişti. Amir devam etti:
- “Son olayda ise durum biraz farklı”

Sadık yine araya girdi:
- “Bu kez iki kadın var değil mi amirim?”
- “Evet Sadık, görüntülerden anlaşılıyor değil mi?”
- “Yok amirim, o da verdiğiniz kağıtta yazıyor”
- “Hasbin Allah, oğlum sonuna kadar dinlesene şunu!”
- “Afedersiniz amirim”
- “Neyse, bu kez bir değil iki kadın var. İlki yine yaşça Yıldırım’dan çok büyük ve varlıklı bir kadın. Fakat bu kadının bir mirasçısı var: o da kızı Gaye Işıklar. Kadın kızını öldürdükten sonra götürüldüğü karakolda kalp krizi geçirip öldü”

Emin Komiser çatık kaşlı dikkatli ifadesini hiç bozmadı:
- “Tüm mal varlığı da Yıldırım Taşkın’a kaldı tabii ki”
- “Üstüne bastın. Kadın herkesin içinde kızına kurşun yağdırmış. Yıldırım Taşkın da olayı engellemek için çabalamış ancak başarılı olamamış. Görgü tanıklarının ifadesine göre kızını öldürdükten sonra kadın kendini de öldürmek istemiş ancak Yıldırım kendisini ikna edip silahını bırakmasını ve teslim olmasını sağlamış. Kadın da götürüldüğü karakolda kalp krizi geçirerek ölmüş”
- “Otopsi raporu geldi mi?”
- “Rapor yazılmadı ama aldığımız bilgilere göre kadının kanında zehir bulunamamış”
- “Onun için sormuyorum, önceki kadınların ölümünden sonra da hepsine otopsi yapıldığı halde hiç birinin kanında zehir bulunamadığına eminim. Öğrenmek istediğim son kurbanın kanında alkole rastlanmış olduğu, alkol varmış kanında değil mi?”
- “Şey... Evet ama bunun neyi kanıtladığını anlayamadım”
- “Şimdilik hiçbir şeyi efendim. Artık gidebilir miyiz?”
- “Elbette, gidebilirsin ama hiçbir şey sormayacak mısın?”
- “Herşey yeterince açık efendim. Geriye suçu ispatlamak kalıyor”
- “Emin, söylediklerimi anladın değil mi? Ortada bu adamı cinayetle suçlayabileceğimiz hiçbir şey yok, sadece şüpheli bir durum var o kadar. Belki de...”
- “Belki de tesadüftür diyorsunuz aynı sebepten ölen dört yaşlı kadın ve içlerinden birinin öldürdüğü öz kızı öyle mi?”

Amir Dursun bir şey diyemedi. Emin Komiser ayağa kalktı:
- “Gidelim Sadık. Size iyi günler amirim. Bence bir dişçiye gidin, diş etlerinizdeki şişliğin boyundan ve renginden ağzınızdaki enfeksiyonun pek ciddi olmadığı anlaşılıyor, dişçinin sizi çok zorlayacağını sanmıyorum. Cumaya kadar da bu davayı kapatmış olurum”
- “Bugün Çarşamba zaten?”
- “Size iyi günler. Yürü Sadık”

Sadık da ayağa fırlayarak komisere yetişmeye çalıştı. Arabalarına binerlerken Dursun ikisini de çoktan unutmuştu, ağrıyan dişinden başka hiçbir şey düşünemiyordu. Komiser Emin ve yardımcısı Sadık yol boyunca hiç konuşmadılar. Sadık bir yandan Dursun Amir’in verdiği kağıtlardaki bilgileri inceliyor diğer yandan da kafasında olayları yeniden kurgulamaya çalışıyordu. Fakat Komiser Emin gayet sessiz ve sakindi. Kafasını bir şeylerle meşgul etmediği yüzündeki Mona Lisa gülüşünden anlaşılıyordu.

Şehrin lüks mahallelerinden birine gelen ikili, arabalarını muhitin en lüks sitelerinden birinin girişine park etti. Sadık ise kafasındaki düşüncelerle o derece meşguldü ki ancak araç durduğunda nerede olduklarını fark etti:
- “Geldik mi patron?”
- “Geldik Sadık. Şimdi gidip Yıldırım Bey’i bir ziyaret edelim”

Arabadan inip sitenin yüksek duvarlarının dibinden yürümeye başladılar. Sadık’ın kafası halen meşguldü:
- “Patron, sence adam suçlu mu?”
- “Kesinlikle. Gözüne kestirdiği yaşlı, zengin ve kimi kimsesi olmayan kadınların tüm sırlarını öğrenip imzalarını taklit edebilecek duruma gelince de onlardan kurtuluyor”
- “İmzalarını teklit etmek mi? Bunu yaptığını nereden bildin?”
- “Sadık, sence bu adam hem zengin hem yaşlı hem de kimsesiz kadınları nereden buluyor? Bu kadınların hiç birinin ortak bir özelliği yok. Hepsi farklı kültürlerden, farklı alışkanlıkları olan, farklı mekanlara takılan kadınlar. O halde nasıl oluyor bu iş hiç düşündün mü?”

Sadık beklemediği bu soru karşısında kısa bir süre düşündü:
- “Belki de resmi kayıtları sorguluyordur bir şekilde”
- “Tebrikler! Bunu yapabilmek için en kolay kullanabileceği kaynak banka olabilir. En düşük yetki seviyesine sahip bankacılar bile tüm Türkiye vatandaşlarının finansal durumuna ve kimlik bilgilerine ulaşabilir. Dün gece bunu düşündükten sonra sabah merkeze geldiğimde bilgisayardan Yıldırım’ın tüm merhum sevgililerinin banka hesaplarını araştırdım ve hepsinin Etiler’deki bir banka şubesinde hesabının bulunduğunu keşfettim. Ortak olarak hesaplarının olduğu tek yer burasıydı. Yıldırım cazibesini ve parasını kullanarak burada çalışan bir bayanı baştan çıkararak onu zengin ve kimsesiz yaşlı müşterileri belirlemek amacıyla kullanmış olmalı. Zamanla onların tüm hesap bilgilerini öğreniyor ve onların azından hesaplarındaki parayı kendine aktarmak için talimat yazıp imzalarını taklit ediyor. Kadınlar öldükten sonra kimseleri olmadığı için de mevzu çakılmıyor”

Yardımcısı Sadık tek kelimesine itiraz edemeyeceği bu çıkarımlar karşısında hayranlığını gizleyemedi:
- “Patron sen akıl almaz birisin, bütün bunları nasıl düşünebiliyorsun?”
- “Detaylar Sadık, detaylar... Detaylar bir bütünü ortaya çıkarır. Eğer detaylara dikkat etmezsen bütüne asla ulaşamazsın. Aradığın cevaplar daima oralarda bir yerlerde duruyordur, yapman gereken nereye bakacağını bilmektir. Daima doğru cevapları bilen birileri vardır ve detaylar da seni bu kişiye götürür”
- “Her şeyden çıkarabilir miyiz detayları?”
- “Elbette”
- “Ne bileyim, mesela şu ileride yerde duran eski ayakkabıdan da bir şeyler çıkar mı?”

Sadık bunu tamamen dedektifin sınırlarını aştığını düşünerek sormuştu, ancak Emin bunu ciddiye aldı. Hemen eski ayakkabı tekinin yanına giderek yanına çömeldi ve evirip çevirerek incelemeye başladı. Önce hiçbir şey demedi. Sadık da gerçekten dedektifin sınırını aştığını düşündü, ancak yanılıyordu:
- “Bu ayakkabının sahibi altmışlı yaşlarında fakir bir adammış. Fakat ömrü boyunca fakir değilmiş, oldukça zengin ve kaliteye önem veren biriymiş önceleri. Sonradan işleri bozulmuş ve durumu o kadar kötüleşmiş ki inşaatlarda çalışmaya başlamış. Zamanla bir tür felç geçirmiş ve yürümekte zorlanmaya başlamış. Sonunda da kendisine bir araba çarpmış ve sanırım ölmüş. Fakat sevilen biriymiş ve son anlarında da başında göz yaşı döken bir kızı varmış”

Sadık’ın şaşkınlıktan uçuk çıkan yüzü renkten renge girdi:
- “Bütün bunları bu ayakkabıya bakarak mı söyledin?”
- “Elbette, bu ayakkabı bütün bunları anlatıyor”
- “Allah aşkına söyle patron, nasıl anladın bütün hikayeyi?”
- “Bak Sadık, bu eski insanların giydiği tarz bir ayakkabı. Bu modelleri altmışlı yaşlarında adamlar giyer. Ayakkabının tamamının deri oluşundan ve bu kadar yıpranmış olmasına rağmen tabanının çok az aşınmış olmasından ne kadar kaliteli olduğunu anlayabilirsin. Bu marka ve bu kalitede ayakkabıyı ancak zengin bir adam alabilir. Ancak birkaç yıldır giyildiği ortada, çok yıpranmış. Demek ki bu zengin adam yıllardır ayakkabısını yenileyemiyor. Tabanın hemen etrafındaki açık renkli tortular kurumuş çimento sanırım, şu birkaç delik ve etrafındaki kan lekelerinden de adamın ayağına çivi battığı anlaşılıyor. Bu ayakkabılar kesinlikle inşaatta çalışırken giyilmiş. Tüm eskiliğine rağmen defalarca boyanıp giyildiği de anlaşılıyor. Sokakta kanlı ve delik ayakkabıyla gezen birinin ne durumda olduğunu sanırım anlayabilirsin”
- “Peki ya felç?”
- “Ha evet, şu felç konusu. Ayakkabının topuğu sağ tarafına doğru aşınmış. Aşınmanın açısına bakarsan bunun bir içe basma durumu olmadığı belli. Taban çok sert ve sağlam olduğuna göre bu aşınma ancak ayağın sürekli yere sürünmesiyle mümkün olabilir. Adam inşaatlarda çalışabilecek derecede güçlü kuvvetli biriyken zamanla yolda yürürken sağ ayağını kaldıramaz duruma gelirse bu zamanla ilerleyen bir felcin göstergesidir Sadık”
- “Kaza peki? Onu ayakkabının neresinden anladın?”
- “Onu ayakkabıdan anlamadım. Az ilerideki kan lekesi henüz birkaç günlük. Araba adama çarptığında ayakkabıları ayağında olmalı, çünkü hiçbir yere savrulmamış. Zira diğer teki ortalıkta görümüyor, muhtemelen o teki halen adamın ayağındaydı. Bu teki de ambulansa konurken ayağından düştü. Zaten kimsenin ayakkabıya bakacak hali yoktu. Kanların çokluğuna bakılırsa adam uzun bir süre tıbbi yardım beklemiş olmalı”
- “Hepsini anladım da adamın baş ucunda ağlayan bir kızı olduğunu nereden anladığını çözemedim”
- “Ayakkabıdaki ruj izinden. Adam götürüldükten sonra yerde kalan ayakkabısının tekini sence kim öpmüş olabilir? Bunu ancak onu çok seven bir kız yapmış olabilir, babasına ait olan her nesneyi kutsal sayan bir kız”

Sadık’ın ağzı açık kalmıştı. Neden sonra kendine geldi ve arayı iyice açan patronunun peşine takıldı. Polis kimliklerini göstererek güvenlikten sorun çıkmadan geçtiler. Asansöre binip oldukça yukarılardaki lüks daireye doğru çıkmaya başladılar. Sadık yine merakına yenik düştü:
- “Neden böyle erken bir saatte gidiyoruz patron?”
- “Emin olmak için”
- “Emin olmak için mi, neyden emin olmak için?”
- “Şimdi görürsün”

Asansör durdu. Kapılar açıldı ve Yıldırım Taşkın’ın dairesine gelerek polislere özgü sert vuruşlarla kapıyı çaldılar. Uzunca bir bekleyişten sonra kapı açıldı. Adam uyukdan kalkmıştı, hatta kalkamamıştı. Merdivenleri sürünerek inmiş gibiydi. Herhalde yatalı uzun bir süre olmamıştı. Kızgın bir ifadeyle çıktığı kapıda karşısında polis oldukları her hallerinden belli olan tipleri görünce ifadesi şaşkınlığa dönüştü:
- “Buyrun, sizin için ne yapabilirim?”

İkili kimliklerini gösterdi. Komiser:
- “İyi günler beyefendi. Kim olduğumuzu ve ne için geldiğimizi sanırım anladınız. Sizi böyle erken bir saatte rahatsız etmek istemezdim. Fakat size sorular sormam gerekiyor”
- “Fakat bildiğim her şeyi zaten önceki gelen arkadaşlarınıza anlatmıştım”
- “Biliyorum, niyetim sizi sıkmak değil. Fakat yeni gelişen bazı durumları sizinle paylaşsam iyi olur”

Adam olan bitene anlam verememişti ancak polise direnç gösterip boşuna dikkatleri üstünde toplamayacak kadar zeki biriydi. Kapının önünden çekilerek eliyle içeri buyurmalarını işaret etti. Emin kibarlığı elinden bırakmadı:
- “Bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz”

Emin ve yardımcısı evi incelerken ev sahibi de kapıyı kapatıp yanlarına geldi:
- “Dağınıklık için kusura bakmayın, kimseyi beklemediğim için çok özenli bir temizlik yapmamıştım”
- “Rica ederiz, maalesef bu saatte gelmeye mecbur olduk”

Emin evi incelemeyi sürdürüyordu. Ev oldukça küçük, iki katlı ve denize bakan büyük bir terası olan son derece modern ve yumuşak tarzda döşenmiş bir yerdi. Mutfağı Amerikan tarzıydı, oturma odasının içindeydi. Hem mutfak tezgahı hem de yemek masası olarak kullanılan bölümün üzerinde yarısı yenmiş yemekler, iki tabak, yarısı içilmiş büyük bir şişe şarap ve biri devrilmiş iki kirli kadeh vardı. Evin her yanındaki dağınıklık havası aynen mutfakta da hissediliyordu.

Dedektifin ilgisinin mutfakta olduğu kesindi. Emin o tarafa yöneldiğinde Sadık da partonunun kafasından geçenleri tahmin etmesinin olanaksız olduğunu bildiği halde o da arkasından gitti. Doğal olarak ev sahibi de peşlerinden gitti. Emin Komiser masanın üstüne bir süre göz gezdirdikten sonra ev sahibine döndü:
- “Fettucini’yi kendiniz yapmışsınız, ocakta da yarısı yenmiş tempura var. Doğrusu İtalyan mutfağı konusundaki bilginize hayran kaldım. Bu işte usta olduğunuz ilk bakışta anlaşılıyor”

Bu soru Yılıdırım’ı şaşırttı fakat gururunu da okşadı:
- “Esas ben sizin bu konudaki bilginize şaşırdım. Benim bildiğim polisler pek bu tarz şeyleri bilmezler”

Sadık araya girdi:
- “Benim komiserim bildiğiniz polislere benzemez!”

Emin devam etti:
- “Üstelik bilgileriniz bununla da sınırlı değil anlaşılan. Şarap seçiminiz de çok zevkli ve elit. Bir o kadar da pahalı”

Yıldırım’ın tedirginliği Emin’in üst üste iltifatlarıyla biraz yumuşar gibi oldu:
- “Elimden geldiğince kaliteyi tercih etmeye çalışırım”
- “Ona hiç şüphe yok. Dün gece ağırladığınız misafirin de son derece kaliteli bir seçim olduğuna eminim”

Tabakların ve kadehlerin çift oluşu kısa süre önce burada bir misafir ağırlandığını gösteriyordu, Yıldırım’ın da zaten bunu inkar etmek için sebebi yoktu:
- “Bunun için beni tutuklamayacaksınız ya?”
- “Lütfen rahat olun, geliş amacım sizi tutuklamak değil. Fettucini’nin içindeki tavuklar dün geceden beri açıkta beklemesine rağmen bayatlamamış. Ben yaptığımda iki saat açıkta beklesin hemen taş gibi olur oysa”
- “Demek siz de ilgilisiniz İtalyan mutfağı ile?”
- “Sizin gibi bir ustanın yanında ben ancak çırak sayılırım. Bana sırrınızı söyler misiniz?”
- “Madem ilgilisiniz bu konuyla, bari ben de biraz yardımcı olayım”

Az ilerideki rafın üzerinde sanki dekoratif amaçlarla yapılmış gibi duran kavanozlardan birine uzandı ve eline aldığı küçük kavanozu Komiser’e uzattı. Sadık’ın meraklı bakışları eşliğinde komiser kavanozu eline alarak kapağını açtı. İçinde pembe renkli bir toz vardı. Emin bunun ne olduğunu hemen anladı:
- “Sodyum nitrit sanırım bu öyle değil mi?”
- “Gerçekten bilginize hayran kaldım komiserim. Günün birinde sodyum nitritin ne olduğunu bilen bir polis memuru göreceğim hiç aklıma gelmezdi”
- “Haklısınız. Sodyum nitritin gıda maddelerinin dayanıklı olması ve uzun süre bakteri üretmekten uzak olması için kullanıldığını pek fazla kimse bilmez. Bir başka özelliği de vücutta siyanür etkinliğini azaltmasıdır”

Yıldırım’a sanki yıldırım çarpmış gibi oldu. Birden olduğu yerde sıçradı. Sadık bu değişimi hemen fark etti:
- “Yıldırım Bey, iyi misiniz? Birden renginiz soldu”
- “Şey... Ben...”

Emin müdahale etti:
- “Beyefendinin bir şeyi yok Sadık. Neyse. Dün gece buradaki misafiriniz şu Etiler’deki banka şubesinde çalışan güzel kadın mıydı?”

Adam büsbütün afalladı:
- “Siz... Siz beni takip mi ediyorsunuz? Buna hakkınız yok!”
- “Elimizde bir mahkeme kararı olmadan bunu yapamayacağımızı bilecek kadar iyi tanıyorsunuz teşkilatımızı. Televizyonun yanındaki kitaplığın üst sırasında bulunan kitaplardan polislerin ve adli tıbbın çalışma şekillerini uzun uzadıya çalıştığınız anlaşılıyor”

Kısa süre ne diyeceğini şaşıran Yıldırım Taşkın kibarlığı elden bıraktı:
- “Derhal gidin evimden”
- “Elbette gideceğiz, ama sizi de beraberimizde götürerek”
- “Hiçbir şey ispatlayamazsınız!”
- “Bunu göreceğiz. En azından kadehlerdeki DNA örneklerinden genç bayanın dün gece bu evde olduğunu ispatlayabiliriz”
- “Evet buradaydı, ne olmuş? Suç mu ziyaretçilerimin olması? Kadınlar bana bayılıyor kardeşim, hiç de şikayetçi değilim bundan. Yakışıklıyım, karizmatiğim, bir sürü de param var. Suç mu bunlar?”
- “İşi sulandırmanın size faydası olmaz Taşkın Bey, özel bir toksikoloji incelemesinin ardından Gaye Işıklar’ın annesinin kanında onun viskisine koyduğunuz siyanürün izi bulunacaktır. Siz de önceden aldığınız sodyum nitrit sayesinde viskinin içindeki az miktar siyanürden etkilenmediniz. Kadın sizinle aynı şişeden içtiği viskiden hiç kuşkulanmadı. Siz de tek varis olan kızına karşı onun kıskançlığını körükleyerek onu öldürmesini sağladınız. Siyanürün kadının kalbini oksijene boğması ise polis merkezinde gerçekleştiği için herkes bunu kadının kızını öldürmesinin stresiyle fenalaştığı izlenimine kapıldı. Siz de bir kez daha yırttınız. Siyanürün normal otopside anlaşılamadığını, özel toksikoloji testleri gerektiğini biliyordunuz. Bu nedenle de kadınları hep siyanürle zehirlerken kendiniz sodyum nitrit alarak siyanür zehrinden kurtuldunuz. Kaçışınız yok Yıldırım Bey, bir kadını daha zehirleyip varlığına el koyamayacaksınız! Etiler’deki banka şubesinde çalışan hanımefendinin yaptıkları işlemlerin incelenmesi de bittikten sonra eminim ki ilginç gerçekler ortaya çıkacaktır.”

Yıldırım Taşkın bir süre ne yapacağını bilemedi. Sonra beklenmedik bir hamle yaparak kaçmaya başladı. Sadık hemen arkasından koşarak daha kapıya ulaşamadan yetişti, üstüne atlayarak yere devirdi:
- “Nereye kaçıyon lan? hem de yarı çıplak bir halde! Aman diyim bizim mahalleye gelme bu halde, sana para bile takarlar”

Sadık adamı kelepçeleyip yerden kaldırırken Emin de asansördeyken aradığı polis ekiplerini içeri almak için kapıyı açmaya koyuldu. Böylece Komiser Emin ve yardımcısı Sadık, bir suçlunun daha sokaklardan eksilmesini sağladılar...

~ KOMİSER EMİN GERİ DÖNECEK ~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Medya