21 Mart 2013 Perşembe

Komiser Emin ve Yardımcısı Sadık - Sahildeki Ceset



Komiser Emin saatine baktı, Sadık da Emin'e baktı. Dursun Amir bu kez epey geç kalmıştı. Sadık merak ediyordu:
- "Sizce ne olmuş olabilir komiserim?"
- "Şimdi anlarız"

Az sonra Dursun Şatıroğlu içeri girdi. Bu kez başından bir şeyler geçtiği o kadar açıktı ki bunu anlamak için Komiser Emin’inkiler kadar keskin gözlere ihtiyaç yoktu. Fakat Komiser Emin yine sınırları zorlayacaktı:
- "Günaydın amirim. Zor bir akşam geçirdiğiniz belli. İki elinizin üstünde de kesikler var, sağ avuç içinizin de renginden nasır tuttuğu anlaşılıyor. Demek ki kazma veya balyoz türü bir alet kullanmışsınız dün, hem de uzun bir süre boyunca. İnşaat ustalarının yanına yeni başlayan çırakların ellerinde ilk gün oluşan nasırlara benziyor. Saçlarınızın arasında görülen tozlarla birleştiğinde dün akşam inşaat işiyle uğraştığınız kesinleşiyor. Sanırım bir yer kazdınız veya bir duvar yıktınız. Tırnaklarınızın içindeki pisliklerin çokluğu ve tırnak uçlarınızın yıpranmışlığı da molozları da kendinizin attığını gösteriyor. Demek ki bir profesyonele iş yaptırmak yerine bu tadilatı kendiniz yapmayı tercih etmişsiniz. Bu sebepten dolayı eşinizle de tartışmış olmalısınız, böylece iş iyice inada binmiştir ve gece boyunca bu işe devam etmişsinizdir eminim. Hatta komşularınızla da tartışma yaşamış olmalısınız. Kızgınlıkla yaralarınızı da fark etmediğinizi sanıyorum, fakat zaman geçtikçe yaralarınız canınızı acıtmaya başlamıştır. Gözlerinizdeki kızarıklık bu durumu doğruluyor. İsterseniz başlamadan bir kahve ısmarlayalım size"

Sadık da tuz, biber ekti:
- "Ben hemen bi ada çayı kapayım size amirim, on dakikaya dipçik gibi olursunuz yeminle!"

Dursun ise pek mutlu olmuşa benzemiyordu:
- "Otur yerine zibidi! Emin bu kez ne yapacağını gerçekten merak ediyorum çünkü sıradaki dava bugüne kadar gördüğüm en kazık davalardan biri. Zaten bir aydır çözülemediği için sana geldi"

Emin de Sadık da merak içinde bekleşiyorlardı. Dursun projektörü açtı, dosyalarını toparladı. Görüntülerde ıssız bir sahil yer alıyordu. Akan görüntüler üstüne Dursun Amir konuşmaya başladı:
- "Bir süre önce Şile sahilinde bir kadın cesedi bulundu. Uçurumun dibinde olduğu için uzun süre fark edilmemişti. Uçurumdan denize düşeli veya atılalı çok uzun bir süre geçmiş olmalı ki ceset uzun zamandır suyun içinde kalmaktan tamamen bozulmuş, ne tanıyan birinin teşhis etmesi mümkün ne de parmak izi ya da kimliğini belirleyebilecek bir şeye ulaşmamız... Sadece yirmili yaşlarında genç bir kadın olduğunu anlayabiliyoruz o kadar. Zaten üstünden kimlik, cüzdan veya ona benzer bir şey de çıkmadı. Kolye, künye, küpe bile yok. Sadece kot pantolon, bir de bluz. Ha bir de sağ ayağında bağlı bir ip vardı, fakat ipin ucunda bir şey yoktu. Esas ilginç olan ise bu kızın tarifine uygun hiçbir kayıp ilanı olmaması"

Emin'in kafasında sorular birikmişti bile:
- "Yani elimizde kim olduğunu belirleyemediğimiz bir ceset var öyle mi?"
- "Tam olarak öyle!"
- "Kimse de bu kızı aramadı, sormadı öyle mi?"
- "Maalesef öyle görünüyor"
- "Peki uçurumdan atladığını nereden bildiniz?"

Amir kısa süre durakladı:
- "Şey... Ne bileyim, uçarak gelecek değil ya?"
- "Birkaç resim geriye gidebilir misiniz?"

Amir akan resimleri durdurup birkaç kare geriye geldi. Orada uçurumun yukarıdan çekilmiş geniş bir fotoğrafı vardı. Emin yine kimsenin dikkat etmediği bir noktaya dikkat etmişti:
- "Polis ve ambulans araçlarının toprakta çıkardığı izlere bakın, toprak killi yapıda olduğu için lastik izleri aynen toprakta çıkmış. Oysa başka bir araca ait iz yok, buraya başka bir araç yanaşmamış. Kız da intihar etmek istese neden bu dağ başına kadar yürüsün?"

Sadık da fikrini söyledi:
- "Ne kadar zaman önce olduğunu bilmiyoruz ki, belki de zamanla aracın izleri silindi"

Emin aklındaki diğer piyonu sürdü:
- "Otopsi raporu gelmiştir değil mi amirim? Olayın çok önce gerçekleştiğini söylemiştiniz"
- "Tabii ki. Cinsel saldırı izi yok eğer onu soracaksan"
- "Hayır, kızın vücudunda kırık olup olmadığını soracaktım"

Amir dosyaları kurcaladı:
- "Şey... Kırık yokmuş"
- "Tuhaf şey, metrelerce yüksekten düşüp hiçbir yerini kırmıyor öyle mi?"

Böylece kızın uçurumdan düşmediği kesinlik kazandı. Herkes kafasında olayı baştan alıyordu. Amir Dursun:
- "Peki nasıl geldi o halde buraya?"

Emin'in bu soruya da bir cevabı vardı:
- "Fotoğraftaki bu koy Martı Marinası'na çok yakın bir yerde değil mi?"
- "Şey... Bilmem?"

Fakat Sadık biliyordu:
- "Evet komiserim, hemen yanıbaşında diyebiliriz. Arkadaki koyda olması lazım"
- "Belki de bir tekneden atılmıştır kız?"

Fikir Amir'in aklına yatsa da sorgulamayı ihmal etmedi:
- "Kanıtın var mı?"
- "Olacak. Yürü Sadık"

Sadık bir hışımla ayağa fırladı. Emin kibarlıktan yine ödün vermedi:
- "Sizi saygıyla selamlıyorum efendim. Yarın değil öbür gün davayı çözmüş olarak geri döneceğim"

Odadan çıktılar. Sadık, komiserinin teorisini merak ediyordu:
- "Nereden başlıyoruz amirim?"
- "Ben başlıyorum Sadık, sen burada beni bekliyorsun. Akşam saat sekizde beni evimin önünden al"

Sadık'ın şaşkın bakışları arasında Komiser gözden kayboldu. Merak bütün gün Sadık'ın içini kemirdi durdu. Kafasında teoriler üretti, fakat hiçbiri bir sonuca varamadı. Nihayet akşam vakti gelip çattığında Komiser'in evinin önüne geldi. Emin her zamanki dakikliğiyle kendisini bekliyordu.
- "Altı dakika erken geldin Sadık, genelde geç gelirdin. Neyse gidelim"
- "Nerelerdeydin patron? Seni çok merak ettim"
- "Tahmin edebileceğin gibi marinaya gittim. Ayrıca beni merak etmene gerek yok"
- "Neden ama patron? Sen beni merak etmez miydin?"
- "Seni neden merak edecek mişim? Ben gittikten sonra saatlerce dosyaları inceledin, bu arada bolca kahve içtin. Öğlen fast food restoranına gittin ve burger yedin. Akşama doğru beni evimden almak bahanesiyle erken çıkarak gidip biraz yattın evinde. Şöyle bir gündüz maçlarına baktın, sonra da çıkıp geldin"

Komiser Emin bunu o kadar kendinden emin söyledi ki Sadık -zaten her kelimesi doğru olan bu önermeyi- hiçbir şekilde reddedemedi. Bir süre şaşkınlıktan taşa dönüştükten sonra merakına yenik düştü:
- "Abi sen kamera falan mı yerleştirdin bir yerlerime? Bütün bunları nasıl bildin?"
- "Nasıl olacak, senin dikkatsizliğin sayesinde. Ayrıntılar çok önemlidir Sadık, bunu sana hep söylüyorum! Direksiyonun üzerinde görünen sağ elinin baş parmağıyla işaret parmağının ucundaki siyahlık uzun süre kağıt karıştırdığını gösteriyor. Bu siyahlık kağıdın hammaddesindeki civadan kaynaklanır ve birkaç gün çıkmaz. Bolca kahve içmeni de üzerine bolca damlatmandan anladım. Lekelerin koyuluğundan altı-yedi saatlik oldukları anlaşılıyor. Lekelerden sadece bir tanesi farklı ki o da yakana yakın olanı, renginden de onun burgercideki özel sostan olduğunu hemen anladım. Zaten ağzını düzgün yıkamadığın için kokusunu halen alabiliyorum."
- "Peki eve gittiğimi nasıl bildin patron?"
- "Saçının sol arka tarafının biraz dikleşmiş olmasından anladım. Soluna doğru yatmışsın ki senin evdeki televizyonun karşısında bulunan kanepe de televizyonu soluna doğru yattığın zaman en iyi göreceğin şekilde duruyor. Erken çıkmadıkça da oraya gidip gelmene yetecek vaktin kalmıyor. Bulabileceğin en olası bahane de sabahtan Amir Bey'in gözünün önünde sana verdiğim talimat, hem bu bahaneyi öne sürdüğünde hiç sorgulanmadan kabul edilecekti"
- "Patron o değil de..."
- "O değil de gündüz maçlarına baktığını mı nereden anladım? Cebinden ucu görünen bahis kuponundan. Sen asla iki günlük bahis oynamazsın Sadık, eğer halen cebinde duruyorsa bir kupon, gündüz maçların gelmiş gece maçlarını bekliyorsun demektir. Şimdi sür bakalım"

Sadık kısa bir bocalama yaşadıktan sonra soru soracak duruma geldi yeniden:
- "Nereye gidiyoruz komiserim?"
- "Çelikkol Malikanesi'ne"
- "Nereye dediniz komiserim?"
- "Beni duydun. Ayhan Çelikkol var ya, işte onun evine. Çok uzakta değil zaten"
- "Hani şu milyarder iş adamı mı? Onun evine mi?"
- "Tam oraya"

Yine bir sessizlik oldu. Emin, Sadık'ın bir şey anlamadığını fark ediyordu:
- "Orada ne yapıyoruz diyorsun içinden değil mi? Anlatayım. Bugün marinaya gittim. Bu mevsimde yatla açılan fazla kişi olmayacağını tahmin ediyordum, işlerim tahminimden de iyi gitti ve son iki ay içinde geceleyin denize açılan sadece üç yat olduğunu öğrendim"
- "Neden gece açılan komiserim?"
- "Çünkü Sadık, eğer bir cesedi yattan denize atarak ondan kurtulmak istersen bunu gündüz vakti herkes görürken yapmak istemezsin. O kızı aracından yata taşırken kimsenin seni görmesi sonun olabilir. Neyse. Kamera kayıtlarını inceledim. İki tanesinde şüpheli hiçbir şey yoktu, zaten iki yat da direkt olarak marinadan açılmışlar. Fakat üçüncüsü tuhaftı, bir kadın ve bir adam gecenin bir vakti pahalı bir jiple yanaşıp tekneye pek çok kutular koydular ve açıldılar. Kırk dakika sonra geri geldiklerinde kutulardan hiç biri yoktu"
- "Pardon komiserim. Bildiğim kadarıyla bir mahkeme kararı yoktu, nasıl alabildiniz kamera görüntülerini?"
- "İşte tamamen bunun için gittim marinaya ve bunu yapmam uzun sürdü. Üstüme ucuz kıyafetler giyip marinaya gittim, kapıdaki güvenliğe oradaki marinalardan birinde gece bekçisi olarak başvuruda bulunduğumu ve bir yat sahibiyle görüşmeye geldiğimi söyledim. Aradan iki saat geçti ve herhalde yat sahibinin vaz geçtiğini söyleyip bir bardak çay istedim. İçtenlikle ikram etti. Memleketinin Muş olduğunu söyledi, ben de askerliğimi Muş'ta yaptığımı söyleyince bir Muş sohbeti başladı aramızda. Laf lafı açtı, sonraki üç-dört saat içinde tüm sülalesinin her şeyini biliyordum. Çok samimi olmuştuk. Ben de bunun üzerine cihazların nasıl çalıştığını merak ettiğimi söyleyip kamera sistemini göstermesini rica ettim. Tam sistemi açmıştı ki önceden planladığım gibi marinanın diğer ucundaki bir tekneden güvenlik görevlisi çağırıldı. Görevli sistemi öylece bırkarak koştu gitti. Ben de tüm görüntülerin kopyasını çıkararak yanıma aldım ve çayımı bitirip hemen eve geldim. Görüntüleri taradım ve önce Jip'in plakasından bunun Çalikkol Holding yönetim kurulu üyesi Bora Çelikkol üstüne kayıtlı olduğunu öğrendim"
- "Ahmet Çelikkol'un oğlu yani"
- "Evet. Bunu kopyasını çıkardığım giriş kayıtlarıyla da kontrol edince iki ay önce o gece vakti gelenlerin Ayhan Çelikkol ve eşi Nurdan Hanım oldukları kesimnleşti. Şimdi gidip ağacı sallayacağız, bakalım ne düşecek"

Kısa süre içinde malikaneye vardılar. Kapıdaki güvenlik görevlisi kendilerini pek de konuk sever şekilde karşılamadı. Neyse ki haber vermemiş olmalarına rağmen ev sahibi kendilerini kabul etti. Tabi uzun bir süre misafir odasında beklemeleri gerekti. Bu bekleyiş sırasında cömertçe ikramlarla şımartıldılar. Sadık bu durumdan çok memnun olsa da Komiser Emin hiç renk vermiyordu. Bir saat kadar sonra bir uşak gelerek Ayhan Bey'in kendilerini çalışma odasında kabul edeceğini haber verdi. Uşağı izleyerek labirente benzeyen evin koridorları içinde dolaşıp nihayet çalışma odasına vardıklarında Ayhan Bey siyah bir takım elbise giymişti ve kendilerini soğuk bir yüz ifadesiyle karşıladı. Komiserin elini sıkarken:
- "İyi akşamlar komiserim, sizi bu saatte beklemiyorduk o nedenle biraz beklettik. Kusurumuza bakmayın"
- "Rica ederim Ahmet Bey, esas böyle uygunsuz bir saatte rahatsız ettiğimiz için biz özür dileriz fakat konu mühim"

Ayhan Çelikkol, Sadık'ın da elini sıktıktan sonra oturmaya buyur etti ve hep birlikte klasik mobilya takımına oturdular. Ayhan Bey gergindi:
- "Buraya geliş sebebinizi halen anlayamadım"
- "Bir cinayet soruşruması yürütüyoruz da o bağlamda size sorular soracaktım"
- "Cinayet mi, ne cinayeti?"
- "Lütfen sabırlı olun beyefendi, az sonra tüm gerçekler size de açık olacak"
- "Peki o zaman, sizi dinliyorum"
- "Eviniz çok güzelmiş Ayhan Bey. Burada kaç kişi çalışıyor?"
- "Toplam on dokuz kişi çalışıyor efendim. Şoförler, hizmetçiler, mutfak görevlileri ve iki de güvenlik var. Neden sordunuz?"
- "Sadece meraktan sordum. Takdir edersiniz ki polis maaşıyla bizim böyle şeylerin sahibi olmamızın imkanı yok. Hep merak etmişimdir böyle bir evi çekip çevirmek için kaç kişi gerekir diye. Neyse, herhalde giren çıkan çok oluyordur burada işe öyle değil mi?"
- "Hayır memur bey, bizde öyle kolay işten çıkarma veya kolay işe alma yoktur. Tüm personelimiz yıllardır bizimle birliktedir."
- "Ne kadar güzel! Fakat sigorta kayıtlarından iki ay kadar önce Nazife Yonca isimli bir genç kızı işten çıkarıldığı bilgisi yer alıyor, hem de işe gireli altı ay bile olmamışken"

Ayhan Bey'in zaten soğuk olan yüz ifadesi birden değişti. Adam yıldırım çarpmışa döndü. Sadık bu durumu fark etti:
- "İyi misiniz Ayhan Bey? Size bir şeyler getireyim mi?"

Oysa Emin durumun farkındaydı:
- "Merak etme Sadık, Ayhan Bey'in bir şeyi yok. Ne diyordum? Evet şu kız. Dediğiniz durumla pek örtüşmüyor Nazife Hanım'ın durumu öyle değil mi?"

Ayhan Çelikkol ne diyeceğini bilemedi:
- "Şey... Arada çıkıyor böyle işte ne yapacaksınız?"
- "Onu en son ne zaman görmüştünüz?"
- "Bir düşüneyim... En son buradan ayrılırken görmüştüm, bir daha da görmedim"
- "Anlıyorum. İşleriniz nasıl Ayhan Bey?"

Ayhan konunun başka tarafa gittiğini sanıp biraz rahatladı:
- "İşler mi, şükür..."
- "Şirketlerinizin hisseleri borsada eriyip giderken sizin bu denli sakin olmanız ne kadar da güzel. Duyduğuma göre fabrikada işçilerin de pek huzuru yokmuş"

Adam yeniden gerildi:
- "Her fabrikada olabilir böyle şeyler. Hem cinayet için geldiğinizi söylemiştiniz, şimdi ne alaka benim işlerim falan? Nazife'yi ben öldürmedim tamam mı, bu konuda bir şey de bilmiyorum"
- "Fakat Nazife Hanım'ın öldürüldüğünü size söylememiştim ki, bunu nereden biliyorsunuz?"

Birden ortam gerildi. Ahmet ayağa kalkarak bağırmaya başladı:
- "ÇABUK DEFOLUN EVİMDEN! BEN GÜVENLİĞİ ÇAĞIRMADAN EDEBİNİZLE GİDİN!"

Emin ve Sadık da ayağa kalktı. O sırada bir uşak içeri girerek ikiliyi kolundan tutacak oldu ancak Sadık onun elini arkasına bükerek duvara yapıştırdı:
- "Ağır ol bakalım!"

Henüz final yapılmamıştı ve Emin Komiser kapanış konuşmasını yapmaya hazırlanıyordu:
- "Hayırdır Ayhan Bey ne bu saldırganlık böyle? Durun daha bitmedi söyleyeceklerim. Magazinden takip ettiğimiz kadarıyla oğlunuz ünlü sanayici Selçuk Bey'in kızıyla bir dargın bir barışık ilişki yaşıyor. Oğlunuz Bora, Selçuk Bey'in kızı Ranâ Hanım'ı hiç sevmiyor değil mi Ayhan Bey? Siz sadece kendi batağınızı kurtarıp zenigin dünürün paralarını istediğiniz için onu zorluyorsunuz. Oysa oğlunuz hizmetçi Nazife'ye aşık olmuştu, sizinle defalarca tartıştı. İş en son aşamaya geldiğinde ise eşinizle birlikte kızı ortadan kaldırdınız. Eşiniz hanımefendi de yardım etti size, zira o da iflas ederseniz magazin gazetelerinde çarşaf çarşaf yayınlanan pahalı davetler veremeyeceğini, bir daha kimsenin kendisini sosyete partilerine davet etmeyeceğini biliyordu. Bora'yı da çok kolay ikna ettiniz kızın gittiğine, ona kızın ağzından yalandan bir veda mektubu yazdınız ve işten ayrıldığını söylediniz. Tüm çalışanları da para ve tehditle susturarak olayın örtbas edilmesini sağladınız. Nazife'nin kimi kimsesi yoktu, arkasında kendisini arayacak kimse olmadığını bildiğiniz için ölüsünün ayağına taş bağlayıp onu yattan denize attınız. Ancak bir dahaki sefere bir cesetten kurtulmak isterseniz onu yata bindirmeden taşı ayağına bağlamayın, kameralarda çok dikkat çekiyorsunuz onca ağırlığı yata çıkarmaya çalışırken"
- "Şimdi sizi..."

Ayhan tam okkalı bir küfür edecekti ki Bora ortaya çıktı:
- "Baba! Dedikleri doğru mu? Bunu yaptın mı gerçekten?"

Adamın rengi mosmor oldu:
- "Oğlum! Yavrum! Bunu senin iyiliğin için yaptım. Hepimiz mahfolacaktık. Hepimiz için yaptım"
- "Bunu bana nasıl yaparsın baba? Sen benim sevdiğim kadını nasıl elimden alırsın?"

İkili tartışırken Emin ve Sadık onları yazlnız bırakarak odadan çıktılar. Zaten kapının önüne doluşmaya başlayan polislerin ışıkları odanın camına vurmaya başlamıştı bile. Polisler eve girerken Emin ve Sadık da malikaneden dışarı çıktılar. Sadık, komiserine takdirlerini sunmaya mecbur hissetti kendisini:
- "Yine yaptın patron. Kim olduğu bilinmeyen bir cesedin yirmi dört saat içinde kimliğini tespit ettin, ona ne olduğunu çözdün, onu öldüreni buldun ve tutuklattın. Vallahi sana pes diyorum!"
- "O kadar büyütülecek bir şey yok Sadık. Her şey çok açıktı. Kız intihar etmemişti. Bu mevsimde üzerinde bir bluzla oraya yürüyerek gelmesi olası değildi. Olay yerinde bir araç ya da ona benzer bir şeye ait iz de yoktu. Kimse bir cesetten helikopterle de kurtulmayacağına göre kesinlikle denizden bırakılmıştı. Zaten bir ayağında görülen ip de cesedin dipte kalıp yüzeyden görülmemesi için ayağına taş bağlanmış olduğunu gösteriyordu. İp kopunca da ceset ortaya çıktı. Cesedi kimsenin arayıp sormaması da genç kızın kimsesiz olduğuna işaret ediyordu. Hayatta kalmak için bir şeyler yapması gerektiğine göre bir yerde çalışıyor olmalıydı. Bu arada yakındaki marinadan kızın öldürüldüğü zaman çıkış yapan yatları sorguladığımda sadece bir şüpheli vardı, o da Bay Çelikkol idi. İki ay önce işten çıkardıklarının listesine sigorta veritabanından baktığımda da Nazife Yonca'nın adına ulaştım. Tüm özellikleri cesedinkilerle tutuyordu. Geriye adamların konuşturmak kaldı ki onu da nasıl yaptığımızı gördün. Haydi şimdi gidip bir çorba içelim"


~ KOMİSER EMİN GERİ DÖNECEK ~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Medya