17 Mart 2013 Pazar

Komiser Emin ve Yardımcısı Sadık - Zengin ve Ölü

Konferans salonunda yerlerini çoktan almış olan Komiser Emin ve yardımcısı Sadık, amirleri Dursun Şatıroğlu'nun yeni davalarının detaylarını anlatmak için gelmesini bekliyorlardı. Her konuda olduğu gibi Komiser'in bu konuda da bir teorisi vardı:
- "Saat kaç Sadık?"
- "On yedi geçiyor komiserim"
- "Üçe kadar say şimdi"
- "Bir... İki..."

Sadık'ın ağzından "üç" kelimesi çıkmasıyla Amir Bey'in kapıdan girmesi bir oldu. Amir, geç gelmesinden dolayı kendisini eleştirmelerini önlemek için girer girmez hemen bahaneler uydurmaya başladı:
- "Of be bu ne trafik yahu, vallahi yaşanmaz oldu bu şehir artık! Günün birinde emekli olunca Çeşme'ye yerleşeceğim. Billahi iki saattir yollardayım" 

Komiser Emin bunu tabii ki yemedi:
- "Pantolonunuzun sağ dizinin etrafı hiç kırışmamış, bu da en fazla on dakikadır araba kullandığınızı gösteriyor. Arabanın gaz ve fren pedallarını sağ ayağınızla kullandığınız için uzun süre boyunca pedal hareketi yapan insanların pantolonunun sağ dizinin etrafında kendine özgü kırışıklıklar oluşur ki bu kırışıklar sizin pantolonunuzda yok. Pantolon demişken, sağ bacağınızda dün döktüğünüz çayın lekesinin aynen duruyor olması, aynı uyumsuz kıravatı takıyor olmanız ve aynı rengi solmuş gömleği giyiyor olmanız dün gece eve gitmediğinizi gösteriyor. Siz kapıdan girer girmez salona dolan bu ucuz kadın parfümü kokusu sanırım geceyi başka bir kadının yanında geçirdiğinizin göstergesi, her zamanki kambur duruşunuz yerine böyle geriye yaslanarak yürümeniz de partnerinizin gece sırtınızı fena çizmiş olduğundan olmalı. Bıyıklarınızın ucunda birikmiş kahve telvelerinin çokluğuna bakılırsa geceniz uzun geçmiş ve bol alkol almışsınız. Böyle çılgın bir geceden sonra ayılmak kolay olmaz tabi, bu geç kalışınızı açıklıyor ancak trafik pek uygun bir bahane olmadı maalesef efendim"

Sadık da tüy dikmeyi ihmal etmedi:
- "Az malın gözü değilsiniz siz de amirim! Hiç Emin komiserim yer mi bunları?"

Amir neye uğradığını şaşırdı. Emin'in bunu yemeyeceğini o da seziyordu ancak tüm hikayeyi bu kadar çabuk açığa çıkarmasını beklemiyordu. Her şey çok ani gelişmişti ve sayılıp dökülenlerin hiç birini inkar etmesine olanak yoktu. Her zamanki gibi olayı geçiştirmeye çalıştı, zaten Emin'in fazla üstelemeyeceğini de biliyordu:
- "Bu kez keskin zekanı yormana hiç gerek kalmayacak Emin, çünkü sıradaki davada her şey ortada"

Işıkları kısarak projektörü açtı. Akmaya başlayan resimlerde genç ve güzel bir kız görünüyordu:
- "Aynur Saygılı. Ünlü iş adamı Ahmet Saygılı'nın kızı"

Emin Komiser bu ismi daha önceden duymuştu:
- "Şu ünlü oteller zincirinin sahibi Ahmet Saygılı mı?"
- "Evet. Dün gece kız İstanbul'daki lüks otelin havuzunda ölü bulundu. Babasıyla arasının iyi olmadığı biliniyordu. Dün sabah saatlerinde tüm otel personelinin ve pek çok misafirin önünde çok kötü kavga etmişler. Adam kızı herkesin önünde öldürmekle tehdit etmiş. Yüzlerce şahit var. Ayrıca daha geçen hafta kızının adına çok büyük meblağlı bir hayat sigortası yaptırmış. Üstelik işlerinin iyi gitmediği, hatta iflasın eşiğinde olduğu da bir sır değil"


Emin dinleyeceği kadar dinlemişti:
- "Yani diyorsunuz ki adam kızı adına hayat sigortası yaptırıp onu öldürdü, hem kızdan kurtuldu hem de sigorta parasıyla işlerini düzeltti öyle mi? Ne kadar da mükemmel bir plan bu böyle! Herhalde adamı kızını öldürüp havuza atarken gören birileri vardır değil mi?"
- "Şey, henüz bulamadık, ama ..."
- "Ama bulacağınıza eminsiniz değil mi? Adamın aleyhinde şahitlik eden yüzlerce görgü tanığı bulacak vaktiniz olmuş oysa. Kızın otopsi raporu geldi mi peki?"
- "Henüz gelmedi, ama..."
- "Ama morgdan sözlü olarak bir şeyler bulabilirsiniz değil mi? O halde kızın boğazı mı sıkılmış, sert bir cisimle başına mı vurulmuş ya da öldürüldükten sonra mı buraya getirilmiş bilmiyoruz?"
- "Aslında... Aslında evet"
- "Yani babasını cinayetle ilişkilendirecek hiçbir kanıtımız yok, ikinci derece kanıtımız bile yok?"
- "Evet yok"
- "Kamera görüntüleri vardır değil mi?"
- "Hayır yok. Kızın son saatlerini gösteren hiç bir kamera görüntüsü yok"
- "Çok tuhaf. O otelde en az yüz güvenlik kamerası olmalı, tamamının çalışmaması olanaksız. Sadece kızı çekenlerin çalışmaması biraz tuhaf"
- "Pekalâ Ahmet Bey bunu ayarlamış olabilir"
- "Sayın amirim, Ahmet Bey neden cesetten kurtulmak yerine kamera görüntülerini silsin? Siz kendi kızınızı kendinize ait bir otelde öldürseniz cesedini havuza atıp kaçtıktan sonra kamera görüntülerini mi silersiniz? Kim birinci derece kanıtı ortalık yerde bırakıp ikinci derece kanıtları silmeye uğraşır?"


Amir Dursun'un teorisi tamamen çökmüştü. En başta bir çırpıda kapanacağını düşündüğü davanın seyri şimdi tamamen değişmişti ve Dursun Amir şimdi tamamen kaybolmuştu davanın içinde. Fakat her zaman olduğu gibi Emin Komiser'in yine bir teorisi vardı:
- "Peki kızın evi incelendi mi?"
- "Bak o yapıldı işte. Kız da öldürüldüğü otelde kalıyormuş. Çıkan eşyaların içinde..."
- "Eşyaların içinde önemli bir şey yoktu diyeceksiniz sanırım; folik asit, Elevit veya demir ilacına rastlanmış mı kızın buzdolabında?"


Amir bunun ne işe yarayacağından tamamen habersiz bir şekilde gözlüklerini takıp dava dosyasını karıştırdı. Sorunun cevabına ulaşması uzun sürmedi:
- "Folic plus diye bir ilaç varmış"
- "Tombala! Ahmet Bey'in bir ortağı vardı yanlşı hatırlamıyorsam, öyle değil mi?"
- "Evet, evet var. Adı neydi bakayım..."


Dursun Amir dava dosyasını karıştırana kadar Emin doğru cevabı söyleyiverdi, zaten Emin Komiser genelde cevabını bilmediği soruları pek sormazdı:
- "Kamil Öztuna"

Bu ismi telaffuz eder etmez ayağa fırlayan Emin'i Sadık da takip ederek o da hemen ayağa kalktı. Komiser her zamanki gibi yine çok kibardı:
- "Sizi saygıyla selamlıyorum sayın amirim, benim sormak istediğim başka bir şey kalmadı. Şimdi izin verirseniz birkaç şeye bakıp dışarı çıkacağım. Yarın akşama kadar bu davanın çözülmüş olacağından eminim. Bu arada Ahmet Bey şu anda nezarette değil mi? Kendisine birkaç soru sormam gerekebilir"

Sadık bu konuda da patronunu taklit etmeye çalıştı, ancak yapmacık kibarlık kadar insanın üzerinde sırıtan başka bir şey yoktur:
- "Saygılar amirim"

Dursun'un şaşkın bakışları arasında ikili kapıdan çıktı. Sadık'ın merakı doruk noktasındaydı:
- "Ne diyorsun patron, sence adam kızını öldürdü mü gerçekten?"
- "Hayır Sadık, adamımız Ahmet Bey değil"
- "Kim peki abi?"
- "Biraz sabır Sadık, sadece birazcık sabır"
- "Peki sen katilin kim olduğunu biliyor musun?"
- "Bunu göreceğiz"


Az sonra Komiser Emin'in talebi üzerine Ahmet Saygılı sorgu odasına getirilmişti. Adam soyadı gibi saygılı biriydi gerçekten, Komiser ve yardımcısı odaya girdiğinde hemen ayağa kalktı. Komiser dostça adamın elini sıktı ki bu şüphelilere karşı sıkça yaptığı bir şey değildi:
- "Geçmiş olsun Ahmet Bey"
- "Sağ olun komiserim, çok incesiniz"
- "Buyrun lütfen, ayakta kalmayın"


Komiser ve Ahmet oturdular, Sadık ise ayakta kalmayı tercih etti. Emin hemen konuya girdi:
- "Sizin için kolay olmadığını biliyorum ancak sizden olay gecesini anlatmanızı istemek zorundayım"
- "Hakkınız var, gerçekten benim için çok zor bir durum. Halen kabullenemiyorum bunu. Şimdi Aynur şu kapıdan içeri girecekmiş gibi geliyor. Annesi öldüğünden beri ilişkimiz hiç normalleşemedi. Reyhan'ı kaybettiğim kazada arabayı ben kullanıyordum. Alkollüydüm ve arabanın kontrolünü kaybettim. Ve..."


Adam bir an durakladı. İçinde biriken ağlama isteği çok büyüktü, fakat bir kez koyverdi mi bir daha kendini toparlayamayacağını biliyordu. Bu nedenle metanetini korumaya çabaladı ve güçlükle devam etti konuşmasına:
- "Reyhan'ım oracıkta öldü. Aynur ise hayatı boyunca beni suçladı. Haklıydı da. O benim yüzümden öldü"

Emin duruma müdahale etti, yoksa adamın dayanma gücünü her an tükeneblirdi:
- "Sizi eski hatıralarla üzmek niyetinde değilim Ahmet Bey, direkt olarak o geceye gelebiliriz"
- "Haklısınız. O gün yine çok kötü bir kavga etmiştik. Tartışmamız yine ortada doğru düzgün bir sebep yokken başladı. Başlarda sakin olmaya çalıştım her zamanki gibi. Fakat bu sefer bir başkaydı, tarzı hiç olmadığı kadar sertti ve normalin dışında bir hırçınlığı vardı. Öyle şeyler söyledi ki kaldıramadım. Şimdi çok pişmanım o şekilde karşılık verdiğim için, ancak ağızdan çıkan bir söz geri alınmıyor maalesef. Neyse, geçelim buraları. Sonra... Sonra gece yarısına doğru haber verdiler"


Adam dayanma gücünün sınırına geldi ve daha fazla konuşamadı. Emin ise bu konuda duymak istediklerini duymuştu, fakat kafasında başka sorulara cevap bulmayı umuyordu aslında:
- "Ahmet Bey, lütfen kendizi toparlayın. Burada size yardım etmeyi amaçlıyoruz. Sadık koş bir su getir Ahmet Bey'e"

Sadık şimşek gibi fırladı gitti. Emin devam etti:
- "Ahmet Bey, kamera kayıtlarını silmeye kim yetkilidir otellerinizde?"

Ahmet Saygılı dedektifin bu soruyla nereye varmak istediğini anlamamıştı:
- "Şey... Benim onayım olmadan kamera kayıtlarını kimse silemez. En yetkili güvenlik amirleri bile sadece benim bildiğim şifreyi sisteme girmeden bu işlemi yapamazlar. Ama bunun için daima yazılı talep isterim, güvenlik amirleri bana e-posta gönderirler. Fakat bugüne kadar hiç böyle bir taleple bana gelen olmadı. İsterseniz e-posta hesabıma girip bakabilirsiniz. Şifresi 19861986"
- "1986 Aynur'un doğum tarihi mi?"
- "Evet komiserim"
- "Bütün şifrelerinizi bu şekilde mi belirliyorsunuz? Misal pin kodunuz 1986, kredi kartı şifreniz de 1986 o zaman?"
- "Gerçekten çok zekisiniz dedektif, bunu nasıl anladınız?"
- "Sizin tamamen masum olduğunuzu nasıl anladıysam öyle anladım. Şimdi bunu geçelim. Ortağınızdan bahseder misiniz biraz? Kamil Bey nasıl biridir?"
- "Bunu neden sorduğunuzu anlayamadım, ancak madem soruyorsunuz anlatayım. Kamil bir insanın hayatta sahip olabileceği en iyi dosttur. Onu kendimi bildim bileli tanıyorum. Annesi de annemin en iyi dostudur. Onunla fakir bir mahallede beraber büyüdük ve bugün neyim varsa tamamını onunla birlikte verdiğim mücadelelerle kazandım. Hatta bir keresinde mahallede terk edilmiş bir ahşap evde arkadaşlarla oyun oynuyorduk. Çocuk aklı işte, nereden estiyse kibritlerle ateş yakmaya kalktık. Sonra bir yangın çıktı tabi. Kamil benden iki yaş büyüktür, özellikle çocuklukta iki yaş çok fark eder bildiğiniz gibi. Kamil kaçıp kendini kurtarmayı başarmıştı, oysa ben alevlerin ortasında kalmıştım. Kamil kendini kurtardığı halde benim için hayatını riske atıp tekrar yangına daldı ve beni kurtardı. Sahip olduğum her şeye ortak olmasının dışında bugün eğer hayattaysam onun sayesindedir. Ölene kadar Kamil ile kardeş olarak kalacağız"
- "Ona her konuda sonsuz derecede güvenirsiniz öyle değil mi?"
- "Evet, elbette"


Sadık suyu getirdi. Adam suyunu içerken Komiser ve yardımcısı müsaade istediler. Tekrar el sıkıştılar ve Ahmet Saygılı'nın şaşkın bakışları arasında çıkıp gittiler.

Bir süre sonra Komiser ve yardımcısı arabayla olayın olduğu otele doğru yola çıktılar. Emin Komiser her zaman olduğu gibi yine yol boyunca tek kelime etmedi. Sadık ise dava dosyasını karıştırmayı sürdürdü. Arada kafasını kaldırıp etrafa fırlattığı boş bakışlardan anlamadığı bir şeyler olduğu belli oluyordu. Nihayet otelin otoparkına gelip arabadan indiklerinde Sadık artık pes etti:
- "Komiserim aklınızdan ne geçtiğini bilemiyorum, dava dosyasını ilk okuduğumda Ahmet Saygılı'nın kızını öldürdüğünden adım gibi emindim. Ancak şu anda ne düşüneceğimi bilemiyorum. Tek bildiğim siz adamın ortağı Kamil Bey'den şüpheleniyorsunuz fakat ben de Kamil Bey'i olayla ilişkilendirecek tek bir neden göremiyorum"
- "Bize kanıt lazım Sadık, az sonra bunları bulacağımızdan da eminim. Sen sana dediğim şeyi yaptın mı?"
- "Evet komiserim, şüphenizde haklıymışsınız. Sonuç pozitif çıktı. Ancak bununla nereye varmayı umuyorsunuz?"
- "Sadece seyret"


Lobiye geldiler. Komiser Emin her yere olduğu gibi buraya da çok erken gelmişti. Uzunca bir bekleyişin ardından Kamil Öztüna müsait oldu ve kendilerini kabul etti. Asansörlerden çıktılar, uzun koridorlardan geçtiler ve sonunda muhteşem bir boğaz manzarası eşliğindeki geniş ve lüks mobilyalarla döşenmiş ofise vardılar. Kamil Bey komiseri ve yardımcısını sıcak bir şekilde karşıladı. İçtenlikle ellerini sıktı. Adam masasına geçip misafirlerini koltuklara oturmaya davet etti ve onlar oturmadan kendisi de oturmadı.
- "Size nasıl yardımcı olabilirim komiserim?"
- "Ne kounda görüşmek istediğimizi tahmin edersiniz"
- "Maalesef evet. Çok trajik bir olay. Halen inanamıyorum bu olanlara"
- "Çok geçmiş olsun. Bu arada ofisiniz çok güzelmiş"
- "Teşekkür ederim, bu hale getirmek bana bir servete mâl oldu ama ne yapalım. Günümüzün çoğunu burada geçiriyoruz. O nedenle buranın mümkün olduğunca konforlu olması gerekiyor"
- "Doğrudur. Pek çok fotoğrafla da duvarları zenginleştirmişsiniz"
- "Evet, fotoğrafları çok severim. Her fotoğrafa baktığımda o fotoğrafın çekildiği ânı yeniden yaşıyor gibi oluyorum"
- "Evlisiniz değil mi Kamil Bey?"
- "Evet, hem de uzun bir süredir"
- "Bu kadar resim içinde neden eşinize ait bir tane bile fotoğraf yok?"
- "Şey... Ben... Biz... Bizim aramız pek iyi değil son zamanlarda"
- "Anlıyorum. Eğer patavatsızca konuşup sizi üzdüysem çok özür dilerim"
- "Rica ederim"


Kısa bir sessizlikten sonra Emin devam etti, sanki havadan sudan muhabbet ediyormuş görüntüsü çizmeye devam ediyordu:
- "Masanız da oldukça büyükmüş. Üstü de oldukça sade, böyle büyük bir masada sırf bir çift rulet zarı var aksesuar olarak"
- "Evet, karışıklığı hiç sevmem"
- "Fakat zarları seviyorsunuz galiba, şuradaki duvarın dibinde de zar şeklinde başka aksesuarlar var"


Kamil ne diyeceğini bilemedi, Emin ise rakibini çaktırmadan mat etmek üzereydi:
- "Kumar ile aranız nasıl Kamil Bey?"
- "Şey... Aslında..."
- "Kredi kartı ekstrelerinize bakılırsa yurt dışı kumarhanelerine epey harcıyorsunuz"


Kamil Bey kıravatını gevşetti. Birden ateş basmış gibi oldu. Sadık bu durumu fark etti:
- "İyi misiniz Kamil Bey?"
- "Kamil Bey'in bir şeyi yok Sadık. Evet Kamil Bey, özellikle son aylarda kart limitlerinizin tamamını yurt dışı kumarhanelerine harcamışsınız. Özel odalarda kaç para kaybettiniz Kamil Bey?"


Bir süre sessiz kalan Kamil, kaçışının olmadığını anladı:
- "Çok..."
- "Çok olduğundan eminim. Hatta o kadar çok olmalı ki sizi ortağınızı satacak duruma getirmiş"
- "Ne diyorsunuz kardeşim siz?"
- "Haydi itiraf edin, oteli kaybettiniz değil mi? Zira ne banka hesaplarınızda ne de kredi kartlarınızda hiçbir şey kalmamış. Oysa yurt dışı seyahatleriniz artarak devam etmiş. Neyse, Ahmet Bey'i aradan çıkarmadan oteli veremiyordunuz. Oteli vermek son çarenizdi, şimdi Ahmet Bey hapse düşünce tüm imza yetkileri size geçeceğinden oteli rahatlıkla elden çıkarabilecektiniz"
- "Haddinizi aşıyorsunuz... Evet boğazıma kadar borca batmış vaziyetteyim, ama bu beni Aynur'un katili yapmaz"
- "Haklısınız, Aynur'u öldürmek gibi bir planınız yoktu önceleri. Aynur'u sadece eğlence niyetine beceriyordunuz değil mi? Eminim Ahmet Bey'in ilişkinizden haberi yoktu"
- "Sen ne saçmalıyorsun be adam?"
-
"Aynur'la olan ilişkinizi red mi edeceksiniz? Oysa arkadaşlarımız e-postalarınızı incelemeyi bitirdiğinde eminim ki çok ilginç şeyler bulacaklardır"

Artık Kamil'de hiç nezaket kalmamıştı:
- "Çabuk defolun buradan! Hemen güvenliğe haber veriyorum"
- "Aceleniz ne Kamil Bey? Hem daha bitirmedim. Aynur öldüğü gece size geldi ve hamile olduğunu söyledi. Odasında bulunan folik asit, hamileliğin yaklaşık iki aylık olduğunu gösteriyor. Zira Elevit veya demir ilacı kullanmadığına göre üç aydan kısa olmalı. Muhtemelen birkaç gün önce öğrenmişti. Çocuğu aldırmaya yanaşmadı, siz de kendinize hakim olamayarak onu öldürdünüz. Daha sonra da aklınıza şeytani bir plan geldi. Sabahleyin babasıyla ettiği kavgayı biliyordunuz, kısa süre önce yaptırdığı hayat sigortası ve aralarının iyi olmamasından dolayı da eğer ceset bulunursa herkes bunu Ahmet Saygılı'nın yaptığını düşünecekti. Bunun için cesedi gece kimseciklerin olmadığı bir saatte götürüp havuza attınız, böylece herkes onu görebilecekti. Sonra da gidip kamera kayıtlarını sildiniz. Ahmet Bey'i çok yakından tanıdığınız için her yere şifre olarak 1986 verdiğini biliyordunuz. Bu nedenle kamera kayıtlarını silme programını çalıştırmanız da zor olmadı. Hem şifreler ve yetki sadece Ahmet Bey'de olduğu için polis kamera kayıtlarının silinmesi olayını da Ahmet Bey'in yaptığını zannedecekti. Bravo Kamil bey, gerçekten bravo! Sizin gibi hayırlı arkadaşlar düşman başına. En yakın dostunuzun kızıyla oynadığınız yetmediği gibi şimdi onu bir iftira ile hapse attırıp malının mülkünün üstüne konmaya çalışıyorsunuz"
- "Başka çarem kalmamıştı. İnanın bana. Ben..."


Adam bir süre ne yapacağını bilemez bir halde bocaladıktan sonra aniden ayağa fırladı. Ofisin bir cephesini boydan boya kaplayan camlara doğru koştu. Emin ve Sadık da arkasından fırlayıp ona yetişmeye çalıştılar ama adam onlardan hızlı davrandı ve camı kırarak aşağı atladı. Metrelerce yüksekten 1.40m derinliğindeki havuza çakılarak oracıkta öldü. Birkaç gece önce genç kızın cansız bedeninin bulunduğu havuzda şimdi katilinin cansız bedeni yüzüyordu.

Otele polisler ve ambulans ekipleri doluştuktan ve Komiser Emin ve Sadık'ın oradaki işleri bittikten sonra merkeze doğru yola koyuldurlar. Emin'in ağzını yine bıçak açmıyordu. Fakat Sadık'ın kafasını kurcalayan sorular vardı:
- "Komiserim, baştan beri suçlunun Kamil Öztuna olduğunu biliyordunuz değil mi?"
- "Evet, elbette"
- "Peki bunu nasıl anladınız?"
- "Bir kere bu bir mükemmel davaydı Sadık, yani katil sanki yakalanmak için her şeyi önümüze koymuş gibiydi. Murphy'nin dediği gibi, eğer çıkarma sırasında her şey plana uygun gidiyorsa pusuya düşüyorsun demektir. Buradan hareketle olay fazla basitti ve her şey fazla açıktı diyebilirim"
- "Bunlar suçu Ahmet Saygılı'nın işlemediğini gösteriyor, peki Kamil Öztuna'ya nasıl geldik?"
- "Ahmet Saygılı'nın suçlu olarak gösterilmesi kimin işine yarar Sadık? Etrafında bu durumdan faydalanabilecek bir tek Kamil Öztuna vardı. Kamil'in neden Ahmet'ten kurtulmak isteyebileceğini düşündüm. İlk aklıma gelen şey kumar veya tefeci borcu oldu. Kredi kartı limitlerini incelediğimde yurt dışındaki kumarhanelerde harcanmış servetleri görünce durumdan emin oldum"
- "Peki Aynur Aydın'la ilişkiyi nasıl çakozladın abi?"
- "İtiraf edeyim bu en başta anlayamadığım bir şeydi. Ancak sonradan düşününce Kamil'in Ahmet'i aradan çıkartmak için kızını öldürmesine gerek yoktu, direkt olarak Ahmet Saygılı'yı ortadan kaldırmaya yönelmesi daha akıllıca olurdu. O halde Kamil ve Aynur arasında bir şeyler geçmiş olmalıydı, Kamil Aynur'u plansız bir şekilde öldürüp aklına bunu Ahmet'e yıkmak gelmiş olmalıydı. Geriye kaldı Aynur ve Kamil arasında ne geçmiş olabileceği: ne olmuştu da çifte kumruların arası bir anda bozuluvermişti? İlk aklıma gelen bir ihanetti, düşük bir olasılık olarak da kızın hamile olmasını düşünüyordum. Kızın buzdlabından folik asit de çıkınca çember tamamlandı: Aynur çocuğu Kamil'e haber verdi. Ancak en yakın arkadaşının kızını hamile bırakmak ne insani ne de ticari yönden Kamil Öztuna'nun kabul edebileceği bir durum değildi. Fakat kızı öldürmeye kadar gittiğine göre demek ki Aynur bebeği aldırmayı reddetmişti. Geriye bunu ispatlamak kalıyordu. Sonrasını zaten biliyorsun".
- "Komiserim, vallahi siz insansanız ben başka bir şeyim"



~ KOMİSER EMİN GERİ DÖNECEK ~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Medya