16 Temmuz 2013 Salı

Büyükbabamın Kulübesi

Doğduğum yer olan Alabama Eyaleti'nin Montgomery şehri belki de tüm Birleşik Devletler'de bulabileceğiniz en sessiz köşelerden biridir. Hatırı sayılır toprak büyüklüğüne rağmen toplam iki yüz bin kadar nüfusuyla ülkenin en kalabalık şehirleri sıralamasında ilk yüze bile giremez. Bu sakinlik her ne kadar bugün hoşuma gitse de küçük bir çocukken bana çok sıkıcı gelirdi.

O zamanlar yazın gelmesini iple çekerdim. Yazları okul kapandıktan sonra babamın beni Greenville'in hemen kuzeyindeki Fort Dale'de oturan büyükbabamın yanına götürdüğü zamanları düşündükçe halen heyecanlanıyorum desem yalan olmaz. Büyükbabamın evi şehrin hemen dışında, Alabama'nın muazzam bitki örtüsünün içinde büyük, serin ve son derece huzurlu bir yerdi.

Evin az ilerisinde uçsuz bucaksız mısır tarlaları uzanırdı, bir kilometre kadar aşağısında da sığır çiftlikleri ufuk çizgisine kadar giderdi. Fakat benim en sevdiğim yer geniş arka bahçenin çitlerinden hemen sonra başlayan ormandı. Büyükbabamla bu ormana dalıp küçük patikalar keşfetmek, Sherling Gölü'nde balık avlamak, bu göle o zamanlar dökülen küçük akarsuda kurbağa kovalamak gerçekten harikaydı. O zamanlar şimdiki göl evleri ve insan yapısı çirkin tesisler de yoktu. Doğa tamamen el değmemişti.

On dört yaşıma kadar yazlar bu şekilde geçti. Kış boyu büyükbabamla mektuplaşır, yazın neler yapacağımızı konuşurduk. Bazan gölden kışın tuttuğu balıklardan yollardı, ben de ona noellerde tebrik kartları gönderirdim. Yazları ise büyükbabamla her günü bir öncekinden daha neşeli ve eğlenceli geçeirerek mevsim bir anda akar giderdi. Alabama'nın yazı oldukça uzun ve sıcak geçmesine rağmen bana bir hafta gibi kısacık gelirdi. Ta ki on dört yaşımda yaptığım ziyarete kadar...

O yıl da okulun son günü son zil çaldıktan sonra koşarak eve gittim. Akşam yemeği boyunca anneme ve babama bir an önce beni büyükbabamın yanına götürmeleri için yalvardım. Önceki yıllarda babam hep işi şakadan yokuşa sürerdi. Gülerek saçma bahaneler uydurur, sanki gitmemi istemiyormuş gibi davranırdı ve annem de onu desteklerdi. Ailece yeterince eğlendikten sonra ise babam sıcacık bir sarılma karşılığında isteğimi kabul etmeye razı olurdu. Fakat o yıl öyle olmadı.

Nedendir bilmem, o gün akşam yemeği boyunca annem ve babam, büyükbabama gitme isteğimi hiç de gülerek karşılamadılar. Hatta bu yıl tatilimi orada geçirme isteğime yanıt dahi vermek istemediler. Uzunca bir süre yalvardıktan sonra babamın benim için büyükbabamın evine tam ters istikamette olan Parker Island'ta bir yaz kampı ayarladığını bile öğrendim. Tuhaf bir şekilde babam sanki beni oraya göndermekten endişeleniyormuş gibi hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. O zaman bunun sebebini anlamamıştım. Zira senelerdir aynı şeyi yapıyordum, başıma da hiçbir şey gelmemişti. Zaten büyükbabam beni gözünden dahi sakınırdı, daima bir tehlike durumu olduğunda kendisi önüme geçerek beni en güvenli olacağım şekilde yönlendirirdi. Annem de babam da onun işini şansa bırakmayan aşırı garantici kişiliğini iyi biliyorlardı. Olayların iç yüzünü kavradıkça zaman içinde endişelerinde haklı oldukları ortaya çıkacaktı.

O dönemde geçen kış büyükbabam ve babamın arasının bir anlaşmazlık yüzünden bozulmuş olduğunu henüz bilmiyordum. Konuşmamız ilerledikçe, daha doğrusu benim ağlayıp yalvarmalarım ve annemle babamın beni sakinleştirme çabaları ilerledikçe bu soğukluğu ben de hissettim. Beni göndermek istememelerini de çocuk aklımla bu anlaşmazlığa bağladım ve direttikçe direttim. Sonuçta ailem kendimi acındırmama daha fazla dayanamadı ve beni büyükbabamın yanına götürmeyi kabul ettiler. Ben de istediğimi almanın verdiği sevinçle bu tatili kısa tutma şartını da kabul ettim ve böylece tüm taraflar birer talep kabul ettirmiş olmanın huzuruyla yeniden köşelerine çekildi.

Birkaç günlük hazırlık sürecinin ardından babamın pick up kamyonetine atladık ve her zamanki kısa yolculuktan sonra Fort Dale'e vardık. Babam beni büyükbabamın evinin yirmi-otuz metre kadar yakınına bıraktıktan sonra basıp Montgomery'ye geri döndü. Bu davranışını oldukça garipsedim, çünkü babamın daha önce kimseye bu şekilde muamele ettiğini görmemiştim. Demek ki büyükbabamla aralarında büyük bir olay geçmişti, yoksa neden onun suratını görmemek için beni otuz metre önce bırakıp kaçar gibi geri gitsin?

O zamanki aklımla bunun her insanın yaşayabileceği türden, gün gelip aşılacak bir olumsuzluk olarak gördüm ve üstünde durmadım. Sonraki noelde büyükbabamın gelip yeniden babam ve anneme sarılacağından, beraber noel şarkıları söyleyip gece yarısı hediyelerimizi açacağımızdan emindim. Ne kadar da yanılmışım... Neyse, babamın hızla uzaklaşmasının şaşkınlığını üzerimden atar atmaz “büyükbabaaaa” diye bağırarak evine doğru koşmaya başladım. Büyükbabam verandada duruyordu. Geçen yıllarda beni gördüğü anda koşarak yanıma gelirdi ve doyasıya sarılırdık. Fakat o gün beni gördüğünde kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı ve şoku atlatınca da koşar gibi içeri kaçtı.

Ne olduğuna anlam veremedim fakat üstünün başının pislik içinde olduğunu zorlukla görebilmiştim, benimle o şekilde karşılaşmak istediğini düşündüm ve ona kızmadım. Tabi ilk andaki coşkum kaybolmuştu, koşmayı bıraktım ve yürümeye başladım. Bir dakika sonra ben de o verandadaydım. Tuhaflıklar devam ediyordu, kapıyı açmak için elimi attığımda büyükbabamın kapıyı arkadan kilitlemiş olduğunu fark ettim. Bu benim o güne değin görmediğim bir şeydi. Montgomery ve Alabama'nın genelinde suç oranları yüksek olmasına karşın Fort Dale dünyanın en güvenli yeridir. Büyükbabamın da bugüne değin geceleri dahi kapısını kilitlediğine şahit olmamıştım. Bir keresine dev gibi bir domuzun az ilerideki çiftlikten kaçıp büyükbabamın evine girdiğine şahit olmuştum, bundan sonra bile büyükbabam kapısını kilitlememişti. Ne suç, ne başıboş hayvanlar ne de başka bir şey büyükbabama kapıyı kilitlemesi gerektiğini düşündürmemişken beni görünce yaşadığı bu telaşın sebebi ne olabilirdi?

Tüm olumsuzluklara rağmen büyükbabama kızmamayı seçtim. Eminim ki bunların bir mantıklı açıklaması vardı. Çaresiz büyükbabamın kapıyı açmasını beklemeye başladım. Dakikalarca ayakta beklememe rağmen kapı açılmadı. Ben de büyükbabamı geniş arka bahçesindeki kamelyada oturarak beklemeye karar verdim. Yeşillikler içindeki arka bahçeyi boylu boyunca yürüdüm ve köşedeki kamelyaya vardım. Sırt çantamı masanın üstüne koydum ve tam oturuyordum ki gözüm bahçenin arkasını sınırlayan yüksek çitin tahtalarından birine takıldı. Bu çit oldukça sık tahtalardan örülmüştü, ne arkasından önü ne de önünden arkası görülüyordu. Fakat tahtalarından biri sanki aralanmış gibiydi.

Fare, kirpi veya sincap gibi küçük orman hayvanlarından, hele yılandan çok korktuğum için tahtayı kapatmak, hatta mümkünse çite sabitlemek istedim. Hemen aralık tahtanın yanına gittim. Bunu yerine oturtmak için yokladığımda ilginç bir şey fark ettim: bu tahtanın altı hiç sabitlenmemişti. Ne bir çivi çakılıydı ne de bir tel takılı duruyordu. Alt kısmın salınmasına izin verilmişti ve üst kısımda tahta bir yay çizebilecek şekilde tutturulmuştu. Birileri buradan bir yol açmak istemişti anlaşılan. Bu işi kim yapmış olursa olsun büyükbabamın haberi olmadan yapmış olamazdı. Fakat neredeyse on yıldır her yaz buraya gelmeme rağmen buradan hiç geçmemiştik.

Beni cezbetmekle zaten fazlasıyla meşgul olan merakıma yenik düşerek çitin açıktaki alt kısmından baktım. Gördüklerim şaşkınlığımı iyice arttırdı. Burası bahçenin gizlenmiş bir bölümü gibiydi, çitler gerçekte epey uzun olan arka bahçeyi olduğundan kısa göstermek için ortaya yapılmışa benziyordu. Nasıl yani? Büyükbabam arka bahçesinin bir kısmını gizlemeye mi çalışıyordu? Bahçenin gizli bölümünü çevreleyen çitlere baktım, hepsi sarmaşıklar ve ağaç dallarıyla kaplanmıştı. Birisi burayı gizli tutmaya fena halde kafayı takmıştı.

Burada neler olup bittiğini daha anlayamadan büyükbabamın sesiyle irkildim. Ön kapıyı nihayet açmıştı ve orada beni arıyordu. Onun beni çağırması tüm olmusuz hisleri unutmamı sağladı ve çantamı kaptığım gibi bütün gücümle ön kapıya doğru koşmaya başladım. Büyükbabam da koşma sesimi duyarak verandanın yanından arka bahçenin girişine doğru geldi. Bütün gücümle ona sarıldım. Fakat o her zamanki sert ve sevgi dolu sarılışını yapmadı. Normalde büyükbabam iri cüssesi ve acı kuvvetiyle bir ayıyla bile güreş tutabilir. Eli çok ağırdır ve hem beni hem de başka çocukları severken sertlikten hiç sakınmazdı. Nedense o gün oldukça cılız bir şekilde bana sarıldı.

Sarılmam bittiğinde ellerini gördüm. Kısa hayatımda hiç şahit olmadığım şekilde bu kocaman eller titriyordu. Mutluluğum birden telaşa dönüştü, artık yolunda gitmeyen bir şeyler olduğundan emin olmuştum. Bakışlarımı ellerinden yüzüne çevirince de o her zamanki güleç ve kendinden emin yüzün yerinde soğuk ve tedirgin bir yüz bulunca artık dayanamadım ve ona neyinin olduğunu sordum. O yaşıma kadar büyükbabamın nezle olduğunu, hatta bir kez olsun hapşurduğunu bile görmemiştim. Dostlarının ayı diye çağırdığı bu taş gibi adamın şimdi bu durumda olduğunu görmek inanılmazdı.

O da bir derdi olduğunu söylemeye alışkın olmadığından önce bir süre inkar etti fakat sonunda baklayı ağzından çıkardı ve bana sol bacağının çok ağrıdığını ve bu yüzden çok acı çektiğini söyledi. Ona bunu dert etmemesini fakat bir doktora mutlaka gitmesini ne kadar söylediysem de bunu yapmamakta diretti. Çok hoş olmayan bu sohbeti noktalayıp tam içeri giriyorduk ki büyükbabamın gözü arka bahçenin çitindeki aralığa takıldı. Kendisini kucaklamaya arka bahçeden gelmiş olduğum aşikardı, yine garipsediğim bir şekilde büyükbabam bana orada ne yaptığımı sordu. Bu gerçekten tuhaftı çünkü yıllarca buranın her karışında defalarca gezmiştim fakat bir kez bile bana böyle bir soru sormamıştı.

İçimde çok kötü bir his vardı, adeta apandisit ağrısı gibi karnıma saplanmıştı. Neden bilmiyorum ama o çitte keşfettiğim gizli geçitten büyükbabama hiç bahsetmedim. Ona kamelyada oturup yanımda getirdiğim tatil kitaplarından birini okuduğumu söyledim. Oysa onları koyduğum çantanın kapağını bile açmamıştım. Büyükbabam bahçede her ne yapıyorsa yarısında yakalanmıştı ve çitteki gizli geçidi kapatacak zaman bulamamıştı. Bense hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranmayı tercih ettim.

Nihayet eve girdikten sonra büyükbabamın tuhaf soruları devam etti. Neden gelmekte bu kadar acele ettiğim gibi, neden yolun aşağısında inip buraya kadar gelmediğim gibi bugüne kadar büyükbabamdan hiç duymadığım türden saçma sapan şeyler sorup durdu bana. Sordukları kadar sormadıkları da ilgimi çekti. Örneğin babamı veya annemi hiç sormadı. Bu da onun tarzı olmayan bir şeydi. Artık neredeyse bir uzaylının gelip büyükbabamın bedenini işgal ettiğini düşünmeye başlayacaktım.

Büyükbabamın tedirginliği ve panik havası gece boyunca sürdü. Yemek boyunca tek kelime etmedi. Oysa tekrar etmekten bıkıp usanmadığı av hikayeleri ve maceraları vardır, bunları çocukluğum boyunca en az bin kez dinlemiş olduğumu bilmesine rağmen bunları sürekli tekrar eder dururdu. O akşam ise hayatımda ilk kez gördüğüm bir şekilde ağzını bıçak açmıyor, sorduğum sorulara bir – iki kelimelik kaçamak yanıtlar veriyordu. Büyükbabamla ilgili yanlış bir şeyler olduğundan emindim ve ben bunun ne olduğunu bulacaktım.

Gece yarısından sonra yağmur yapmaya başladı ki bu Alabama yazlarında sık olan bir şey değildir. Arka bahçeye bakan odamda pencere kenarındaki yatağımda bir yandan yağmuru ve dans eden bulutları seyrederken bir yandan da büyükbabamın tuhaf hareketlerini düşünüyordum ki uyuya kalmışım. Tam olarak ne kadar uyudum bilmiyorum fakat gözümü açtığımda hava biraz aydınlanmıştı. Biraz diyorum çünkü Alabama'da çok sık görülmeyen gri bulutlar her yeri kaplamıştı ve hava epey kapalıydı. Yağmur iyice cılızlamıştı fakat yağmayı sürdürüyordu. Bense yağmurun yaydığı toprak ve ot kokularıyla mest olmuş bir şekilde yatarken yağmur sesine karışan başka sesler de fark ettim.

Biraz kulak kesilince bunların tahta ve çekiç sesi olduğunu anladım. Herhalde büyükbabam normale döndü dedim, çünkü kendisi oldum olalı bir şeyler inşa etmeye, bir şeyler çakıp sökmeye bayılır. Hemen onu iyileşmiş görmek için kafamı kaldırdım fakat gördüğüm şeye hiç sevinmedim. Büyükbabam çitin arka kısmında dün fark ettiğim gizli geçidin tahtasını sabitliyordu. Burayı kapatmaya o derece istekliydi ki ben uyanana kadar iki tahtayı daha çaprazlama bunun üstüne çakmıştı. Gerçekte yaptığı şey büsbütün dikkati oraya çekmekten başka bir işe yaramamıştı, zira metrelerce uzanan tahta çitin sadece bir yerinde dev bir çarpı vardı şimdi.

Hemen kafamı eğerek battaniyemin altına gizlendim. İçimde birden bire büyük bir korku ortaya çıktı. Büyükbabam neden bahçede gizli bir alan yaratmak istemişti? Neden onu gizli tutmaya bu kadar istekliydi? Şimdilik bilmiyordum fakat bunu mutlaka öğrenecektim.

Kahvaltıda büyükbabam eski neşeli haline geri dönmüş gibi duruyordu. Yeniden sıkıcı hikayelerini tekrar etmeye başladı. Dışarıdan görenlerin boğuluyor sandığı meşhur kahkahasını yeniden patlatıyor, gözleri yeniden ışıkla parlıyordu. Dün her ne olduysa bugün sanki düzelmiş gibi duruyordu. Görünüşte her şey eski haline dönmüştü, peki benim içimdeki bu kötü his neden halen geçmemişti? Neden büyükbabam gerçekte mutlu değilmiş de bana öyle görünmeye çalışıyormuş gibi geliyordu bana?

Öğleden sonra büyükbabamla evin yanındaki patikadan arkasındaki ormana doğru geçtik. Eskiden yaptığımız gibi yeni patikalar keşfederek Sherling Gölü'ne balık avlamaya gidecektik. Her zaman olduğu gibi vahşi hayvanlar, çukurlar veya başka olası tehlikelerden beni uzak tutmak için büyükbabam önden yürümeye başladı. Bense büyükbabama çaktırmadan evin arkasındaki gizli bahçeyi incelemeye çalışıyordum. Daha önce neden fark etmedim bilmiyorum, burada gerçekten gizli bir alan olduğu çok açıktı. Bu düşünce tarzı daha önceden kendime sormadığım başka soruların da aklıma düşmeye başlamasına sebep oldu: neden ev böyle kimsenin geçmediği bir yolda, ücra bir dağ başına yapılmıştı? Neden büyükbabam asla evini bırakıp bizi ziyarete gelmiyordu? Neden onun asla bir yere misafirliğe gittiğini ya da kimsenin ona misafir geldiğini görmemiştim? Bu işin sonunda ne çıkacaktı bilmiyorum ama hiç iyi bir şey çıkmayacağından emindim.

O gün daha önce hiç gitmediğimiz bir patikadan götürdü büyükbabam beni. Sanırım o parkurda gidebileceğimiz en uzun ve zorlu patika buydu. Ayrıca anlamsız bir şekilde gölün evimize yakın olan kıyısında değil de tam karşı tarafına çıkartmıştı büyükbabam bizi. Ne yapmak istediğini biliyordum: beni evden olabildiğince uzakta tutmak istiyordu. Tanrı aşkına büyükbaba, sen ne dolaplar çeviriyorsun? Defalarca soracak oldum bu soruyu ancak hayatımda ilk defa büyükbabamın bana doğru cevap vermeyeceğini düşünüyordum. Zira dünkü bacak ağrısı hikayesi yalandı, ne orman yürüyüşünde ne de sabah kahvaltısında bacağının ağrıdığına dair bir işaret vardı. Kısacası ya büyükbabam günlerdir kendisini kıvrandıran bir musibetten mucizevi bir iyileşme göstererek bir gecede kurtulmuştu ya da bacağının ağrıması bir yalandı.

Tüm bunlar bahçenin o gizli bölümüyle ilgiliydi biliyorum. Artık kararlıydım, büyükbabam benden her ne saklıyorsa onu bulup çıkartacaktım. Bunun için eve dönmeyi sabırsızlıkla bekliyordum fakat havanın kararmaya başlamasına rağmen büyükbabam halen evin yolunu tutmamızı istememişti. Bu tuhaftı çünkü büyükbabam daima hava kararmadan evde olmamız gerektiğini söylerdi ve benim daha fazla kalmak için bütün ısrarıma rağmen daima hava kararmadan evde olacak şekilde erkenden eşyalarımızı toplayıp dönerdik. Geceyi çadırlarda geçirdiğimiz ender zamanlarda da mutlaka evin yakınlarına kurardık çadırımızı ki aklımıza bir şey geldiğinde hemen gidip evden alabilelim. En azından büyükbabam böyle olduğunu söylerdi.

O akşam ise işler tersine dönmüştü. Büyükbabam tuhaf bir şekilde beni evden uzak tutma gayretini sürdürüyordu. Hava iyice kararmaya başladığında ise artık dayanamayarak büyükbabama ne zaman gideceğimizi sordum. O ise beklemediğim bir şey yaparak çantasından kamp malzemelerini çıkardı ve geceyi orada geçirmenin harika bir fikir olduğunu söyledi. Korktuğuma dair, evi özlediğime dair söylediğim hiçbir yalanı dikkate almadı ve geceyi orada geçirmeye mecbur olduk. Ertesi gün ise kahvaltımızı ağaçlardan toplama, öğlen yemeği için balık tutma ve keyifli yürüyüşler yapma bahaneleriyle beni oyalayıp durdu ve ancak ertesi gün akşam evimize varabildik. Eve girdiğimizde hava tamamen kararmıştı ve evin arkasındaki gizli bahçeyi görmeye olanak yoktu.

İki gündür ormanda yaşadığım için çok yorulmuştum ve kendimi yatağıma bıraktım. Bütün yorgunluğuma rağmen kafamdan geçenler uyumamı imkansızlaştırıyordu. Dolunay çıkıp gökyüzünde yükselinceye değin gözüme uyku girmedi. O saat olunca da hiç uykum olmasa da büyükbabamın yarın yine beni uzaklarda tutma çabası göstereceğini düşünerek mecburen biraz uyumak için çabalamaya başladım. Tam başarıyordum ki arka bahçeden gelen hışırtılarla irkildim. Eğer bahçeye bir yılan veya kirpi girdiğini görseydim çığlığı basabilirdim.

Saklanarak ürkek bakışlarımı karanlık odamdan dolunayın aydınlattığı bahçeme çevirdiğimde oradakinin ne bir yılan, ne bir sincap ne d efare olmadığını gördüm. O büyükbabamdı. Bahçenin arka bölümündeki çitlere yanaştı ve uzun uzadıya benim yattığım odaya doğru baktı. Kendisini takip etmemem için uyuyup uyumadığını kontrol ediyor olmalıydı. Odamın içi tamamen karanlık ve dışı dolunaydan kısmen aydınlık olduğu için beni görebilmesine imkan yoktu. O da uyuduğumu sanıp işe koyuldu. Bu kez bulunması daha zor bir köşede açtığı kapıdan bahçenin gizli tarafına geçti.

Üzerimde ne varsa fırlatarak ilk bulduğum şeyi ayağıma geçirdim ve koşarak kapıya gittim. Kapı yine kilitlenmişti. Büyükbabam kesinlikle ziyaretçi istemiyordu demek ki. Fakat kapıyı kilitleyen zihniyet pencereyi açık bıraktığında kilidin pek bir anlamı kalmaz. Pencereden atlayarak peşinden gittim. Hayatımda ilk kez büyükbabamdan korkuyordum. Eğer beni fark ederse neler yapacağını kestiremiyordum. Çitlerin arkasına vardığımda büyükbabamın gizli geçidini bulmam zor olmadı. Benden çok daha güçlü olabilirdi ama o kadar zeki değildi.

Dolunayın ışığına rağmen bahçenin gizli bölümü tam aydınlanmıyordu çünkü sık ağaçlarla kaplıydı ve dallardan aşağı ay ışığı sızmıyordu. Zamanla gözlerim karanlığa iyice alıştı ve az önce fark etmediğim bir şeyi yavaşça fark etmeye başladım. Uzak bir köşede dalların altına gizlenmiş bir kulübe vardı. İlk bakışta oldukça küçük görünüyordu ancak dallar ve sarmaşıklarla gizlenen kenarlarını keşfettikçe buranın hatrı sayılır bir büyüklüğü olduğu ortaya çıkıyordu. Zamanla emin oldum, burası bu kulübeyi gizlemek için yapılmıştı.

Ağır adımlarla kulübeye yaklaşmaya başladım. Neyle karşılaşacağımı bilmiyordum, bu yüzden çok korkuyordum. Yaklaştıkça kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Artık kapının yanındaydım. İçeriden bir marangoz aletinin çalışırken çıkardığına benzer sesler geliyordu. O anda içim biraz rahatladı. Belki de büyükbabam bir marangoz atölyesi açmıştı burada, belki yaptıklarıyla alay edilmesinden korkuyordu ve bütün hikaye buydu aslında. Neden ileri geldiğini bilmediğim bu telaşım belki de boşunaydı.

Yine de tedbiri elden bırakmadan bir adım daha attım ve arkasında durduğun kapının baş hizasında küçük bir gözetleme deliği olduğunu fark ettim. Merakla bakışlarımı buraya yönelttim. Baktığım açıdan büyükbabamın çatık kaşları, fal taşı gibi açık gözleri ve bıyıklarının üst kısmı görünüyordu. Bir de üstüne başına bulaşmış bir şey vardı. İlk başta bunun boya veya mobilya yapımında kullanılan tutkal gibi bir kimyasal olduğunu sandım. Fakat yanılıyordum. Bunun kan olduğunu anladığımda başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

Bir tür motorlu makinaya büyük bir güç uygulayarak ne olduğunu bilmediğim bir şey sürerek onu kesmeye ya da parçalamaya çalışıyordu. Son olarak terini silmek için bileğini alnına götürdüğünde elinden süzülen kanların çokluğunu gördüğümde gayri ihtiyari geriye doğru bir adım atmış bulundum ve bir kuru dala basıp belki de hayatımın hatasını yaptım. Daldan çıkan sesle büyükbabamın sert bakışları hemen kapıya döndü.

Bütün gücümle kaçarak gizli geçitten tekrar bahçeye girdim ve gücümün el verdiğince yüksek süratle koşarak pencereden içeri daldım. Odama giderek kapısını kilitledim ve battaniyemin altına gömüldüm. Büyükbabamın beni fark ettiğinden hiç şüphem yoktu. Sabahın ilk ışıklarına kadar gözümü kırpmadım. Büyükbabam bir-iki kez kapımı açmateşebbüsünde bulunudu, bir kez de bana seslendi. Korkudan hiçbir şey yapamadım. Saat kaçtaydı hatırlamıyorum, uyuya kalmışım.

Uyandığımda büyükbabamın içeride birileriyle konuştuğunu fark ettim. Büyükbabamla yalnız kalmaktan korkuyordum, o nedenle bir yabancının yanında bana bir şey yapamayacağını düşünüp hemen odamdan dışarı fırladım. Amacım eşyalarımı toplayıp salondaki misafir kimse o gitmeden önce kendimi dışarı atabilmekti. Fakat misafirin kim olduğunu görünce şoke olmuştum. Orada oturan kişi babamdı. Bütün eşyalarım toplanmış, sadece yattığım odadaki birkaç parça eşyam kalmıştı.

Olan bitene anlam veremiyordum. Babam neden gelmişti? Onu büyükbabam mı çağırmıştı? Onlar küs değiller miydi? Büyükbabam babama ne demişti? Ne yazık ki hiçbir şeyi sorgulayacak vaktim olamadı. Babam son derece sert bir ses tonuyla bana yattığım odada kalan eşyalarımı getirmemi istedi. İkisinin de yüzünde büyük bir sıkıntı ifadesi vardı. O sebebini bilmediğim korku geri geldi, üç gün önce benim için canını vereceğinden emin olduğum bu insanların bugün bana bir zarar vermelerinden çekinir hale gelmiştim. Korkunun da etkisiyle tereddüt etmeden dediğini yaptım. Odadan döndüğümde çoktan ayağa kalkılmıştı. Üçümüz arasında tek bir kelime konuşulmadan babamla arabaya bindik ve babam gaza olanca gücüyle basarak bizi oradan uzaklaştırdı.

Aynadan baktığım büyükbabam ne el sallıyordu ne de bir hüzün belirtisi gösteriyordu. Bunun buraya yapacağım son yaz ziyareti olduğundan emindim. Bir daha büyükbabamı görebileceğimi de sanmıyordum. Olanları babama anlatmayı düşündüm. Önceleri benimle hiç konuşmadan, hatta yüzüme bile bakmadan arabayı sürmesi beni korkuttu. Bu onun tarzı değildi. Daima benimle ilgili ve cana yakın olmuştu o güne kadar. Belki de büyükbabam ona bir hikaye uydurmuştu ve babam bu yüzden bana kazgındı. İşin doğrusunu ona anlattığımda kızgınlığının geçeceğini düşünerek biraz rahatladım.

Sözlerimin daha başındaydım, ona kulübe hakkında daha tek kelime etmemiştim ki hayatımda bir kırılma noktası gerçekleşti: babam bana bir daha o kulübeyle ilgili hiçbir faaliyette bulunmamamı, onu kimseye söylemememi yoksa beni öldüreceğini söyledi. Babamı çok kez kızdırmıştım bugüne kadar ancak beni hiç ciddi ciddi ölümle tehdit etmemişti. Dediğim gibi o an hayatımın kırılma noktası oldu. O âna kadar hissettiğim korku bir anda kalktı üstümden. Artık tek bir şey düşünüyordum sadece: o kulübede ne olduğunu ortaya çıkarmak! Ne pahasına olursa olsun bunu yapacaktım...


~ DEVAM EDECEK ~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Medya