20 Temmuz 2013 Cumartesi

İdealist

 Kış aylarının en soğuk günleriydi. Herkes Noel için planlar yapıyor, hediyeler alıyor, sevdiklerine sürprizler ayarlıyorlardı. Chicago sokakları her Noel'de böyle olurdu zaten, insanlar bu çılgınlığa bir kez kapıldılar mı onları durdurmak olanaksız olurdu. Birbirlerini ezip geçmek pahasına dükkanları talan ederlerdi.

Başta dükkan işletmecileri olmak üzre bu durumdan kimsenin şikayeti de olmazdı aslında. Bir tek kaldırımlardaki güvercinler ve herkes deli gibi Noel tatili için hazırlık yaparken evinde tek başına oturan Selina şikayet ederdi o kadar. Üstelik Selina evde boş oturmazdı, sürekli olarak planlar ve projeler çizmekle uğraşırdı. Selina pek dışa dönük biri değildi. İş yerindeki diğer kızlarla pek yıldızı barışmazdı. Erkeklerle arası zaten iyi değildi. Tuhaf bir şanssızlık yakasını bırakmıyordu bu konularda.

Her konuda mucizeler yaratacak derecede yetenekliydi aslında. Çok güzel yemek yapardı, dikiş ve elbise tadilatından iyi anlardı. Çok iyi yapamadığı hiçbir ev işi yoktu. İş yerinde de çalışkanlığı ve içtenliği ile bilinse de çok saf ve içe dönük olduğu için hep suistimal edilirdi. Herkes ona yalandan bir gülümseme ile yaklaşıp tüm zor işleri ona yıkar sonra da yüzüne bile bakmazlardı. Bu usulü artık Selina da kabullenmişti. Kendini ofisin hizmetçisi gibi görüyordu adeta, bu haksız sıfatı o da kabullenmişti.

Bir erkek arkadaşı yoktu. Kimse de onu bir yere davet etmezdi. Tek tük davetler alsa bile mutlaka bir işi kısa sürede yetiştirmesi gerektiğinden bunları da reddederdi. Her reddettiğinde pişman olurdu ama bu durum sonraki fırsatı kullanma biçimini değiştirmezdi. O gece yine bir proje üstünde çalışıyordu. Çizim tahtasının başından kalktığında saat gece yarısını geçmişti. Artık sokaklar bile boşalmıştı. Oysa daha bilgisayar başında çalışmalar yapması gerekiyordu. Buzdolabından çıkardığı yarısı dolu bir portakal suyu şişesini bir dikişte yuvarlayıp gözlüğünü taktı ve bilgisayarın başına geçti.

Saatler boyu gözünü ekrandan ayırmadan yazıp çizdikten sonra telefonunun alarmıyla irkildi:
- “İnanamıyorum, yine sabah olmuş! Toplantı da bir saat sonra. Yine uykuya vakit kalmadı”
Aynada üstünkörü makyajını yaptıktan sonra uzun elbiselerinden birini öylesine vücuduna geçirip uzun saçlarını da iki kalemle özensiz bir şekilde topladıktan sonra çizimlerini bir koltuğunun altına, diz üstü bilgisayarını da öbür koltuğunun altına alıp kalabalık sokakları dolduran insan seline karıştı. İş yerine vardığında kalabalık asansöre doğru koştu. Kapıları kapanmakta olan asansöre yetişmesi zordu, fakat bir el bu kapıların arasına girerek yeniden açılmalarını sağladı. Bu Cindy idi, Selina'ya seslendi:
- “Haydi çabuk, toplantıya geç kalacaksın”

Cindy çalıştıkları gökdelenin uzak ara en havalı ve güzellikte en iddialı kızıydı. Gökdelende çalışan tüm kadın ve erkekler Cindy'nin güzelliğine hayrandı. Onu düşünmemiş, onu hayal etmemiş veya ondan bahsetmemiş tek bir kadın veya erkek bulunamazdı o gökdelende. Tabi onun güzelliğinin yanında Selina'nın bakımsız ve özensiz oluşu kendisini iyice çirkin gösteriyordu. Kimseyle şahsen hiçbir sorun yaşamamış olmasına rağmen tanıdığı insanların yarısı sırf bu görüntüden dolayı Selina'dan nefret ediyordu. Bunların bazıları işleri düştükçe yanına uğrayıp sonradan arkasından konuşmak şeklinde iki yüzlü bir politika izliyor, bazıları da nefretlerini açıkça dile getiriyorlardı.

Cindy ve Selina genelde yan yana çalışıyorlardı. Görünüşte Cindy Selina'ya her konuda yardımcı oluyordu. Projelerini genelde beraber yaparlardı. Tabi projeyi gerçekte Selina yapardı fakat o projelerden dolayı -artık nasıl oluyorsa- teşekkürü hep Cindy alırdı. Yine böyle bir proje sunumu arifesinde ikili ağzına kadar dolu asansörle yukarı çıkıyorlardı. Asansörde bulunan erkekler Cindy'yi kaçamak bakışlarla süzüyorlarken bazıları da çeşitli bahanelerle muhabbet açmanın yolunu arıyorlardı ama Cindy o gün başka bir konuyla meşgul olduğu için her zaman olduğu gibi cilvelerini bol keseden dağıtmıyordu:
- “Selina, istedikleri gibi yaptın değil mi?”
- “Elbette, sabaha kadar uğraştım bunun için ancak harika oldu. Bütün rakamları tam tutturdum. Eğer bunu yaparlarsa projeyi kurtarırız”
- “Harikasın! Bu projen şirket için çok önemli biliyorsun, eğer başarabilirsek şirket milyonlarca dolarlık zarardan kurtulacak, üstelik bugüne kadarki en yüksek bütçeli işi de kaçırmamış olacağız”
- “Sen hiç merak etme Cindy, ben tüm hesaplamaları yaptım”
- “Sana güveniyorum Selina”

Ofislerinin bulunduğu kata geldiklerinde Cindy çizimleri Selina'nın elinden aldı ve doğruca toplantı odasına girdiler. Geniş odada uzun bir masa ve etrafında her biri en pahalı takım elbiselerden giyen bir dolu kelli felli adam oturmuş bekliyorlardı. Cindy en şuh gülümsemesini takınarak kısa gecikme için özür diledi. O kıpkırmızı dudaklardan yükselen gülümsemeye karşı hiçbir kodamanın tepki göstermesi olası değildi. Cindy olayın kontrolünü ele almıştı bir kere:
- “Merhaba baylar. Gece boyu çalıştığım için ancak gelebildim, öncelikle bunun için özür dilerim fakat on beş dakikalık bir gecikmenin şirketimizin iflas etme riskini tarihi bir kâra çevirme fırsatını yakalamak yanında önemsiz olduğunu düşündüm. Şimdi sizlere kurtuluş reçetemizi açıklıyorum. Bugünkü sunumumdan sonra eminim ki okul kitapları bu bataktan devasa kârlara zıplamamızın hikayesini yazıp öğrencilere ders olarak anlatacaktır. Selina, canım sen de bilgisayarın başına geçip projektörü düzenler misin?”

Selina söyleneni emir telakki ederek hemen yapmaya koyuldu. Fakat onu kimse fark etmedi. Herkes Cindy'nin şuh gülümsemesine ve kısa eteğine dikkat kesilmişti bir kere. Hatta sunum sırasında Cindy arkasını döndüğünde göze çok daha fazla hitap ediyordu. O kadar ki sunum bittiğinde kimse bir kelimesini bile anlamamıştı. Sonunda Cindy çizimlerin ve hesaplamaların yer aldığı, Selina'nın gece boyunca çalışarak hazırladığı kağıtları masanın üstüne serdi. Fakat öne doğru eğildiğinde herkesin dikkatini kağıtlardan başka yöne çekecek görseller sağlamayı da başarıyordu. Bunu fark etmeden yapıyormuş gibi davrandığı için herkes çekinmeden bakmaları istenen yere dakikalarca bakabiliyordu.

Sonuncu slayt ve sonuncu kağıt da kapandıktan sonra Cindy saçını bir yandan diğerine atarak yeniden şuh gülümsemesini takındı ve sırf daha seksi olmak için taktığı gözlüğü çıkardı:
- “Baylar, şirketimizin yeni geleceğine hoş geldiniz! Bugün itibariyle sihirli değneğimi şirketinize dokundurarak onu bataklıktan çıkarıyor ve yeniden ülkenin en gözde şirketlerinden biri haline getirmiş bulunuyorum! Umarım çalışmamı beğenmişsinizdir”

Şirketin başkanı, aynı zamanda Cindy'ye en yakın oturan adam ayağa fırlayıp alkışlamaya başladı. Ardından tüm kurul üyeleri de kadının bu sunumunu alkışlarla karşıladı. Başta başkan James olmak üzre tüm üyeler kalkıp tek tek güzel kadının elini sıkmak ve ona sarılmak için sıraya girdiler. İçeride tam bir coşku havası vardı. Selina ise bir köşede olan biteni izliyordu. Cindy olayı tek kişilik bir gösteriye dönüştürmüştü. Bu olay onu şirkette bir yıldız yapmıştı ama aslında işin tamamını Selina yapmıştı. Bu haksızlığa sinirlenen Selina Bay James'in yanına gitti ve tam bir şeyler anlatmak isterken James ona döndü:
- “Hayatım git bize daha fazla viski getirmelerini söyle”

Hemen arkasını dönüp o da Cindy'ye yumulanların arasında kayboldu. Selina yıkılmıştı. Ağlamamak için kendini tutma çabalarına daha fazla engel olamadı. Koşarak dışarı çıktı ve ofisine kapanıp saatlerce ağladı. Bu sırada kimse kendisini ziyarete gelmediği gibi Cindy de uğrayıp bir teşekkür bile etmemişti. Saatler sonra kendisini biraz toplar gibi olan Selina bir bardak sert kahve almak için kahve makinasının yanına gitti. Orada konuşmakta olan iki kişi vardı. İstemeden Selina onların konuşmalarına kulak misafiri oldu. Haber çabuk yayılmıştı:
- “Cindy diyor da başka bir şey demiyor kimse”
- “Nasıl demesinler? Aşufte zaten başkan James ile kırıştırıyordu, şimdi şirketi de batmaktan kurtardı, artık müdür mü olur yoksa James'in yerine mi geçer kim bilir”
- “Çok güzel kadın ama”
- “Öyle. Noel gecesi onu becermek için tüm yılki maaşımı verirdim”
- “Senin yıllık maaşın artık onun için komik bir para, bir günde sınıf atladı kaltak”

Duydukları Selina'nın daha da moralini bozdu. Artık daha fazla burada kalamazdı. Birileri kendi emeğinin üstüne oturup altın çocuk olurken o aşağılık bir stajyer muamelesi görüp viski getirmesi için birilerine seslenmekle görevlendiriliyordu.

Koşarak çıktı ve eve gitti. Ne Noel tatili boyunca dışarı çıktı ne de Noel gecesi. Tüm dünya neşe ve coşku içinde eğlenirken o karanlık dünyasında tek başına yaşıyordu. Tek dostu ne zaman aldığını bilmediği cübbeli kız biblosuydu. Kafasından cübbenin kapşonu geçmiş, yüzünün yarısı görünmeyen bir kız biblosuydu bu. Herkes noel coşkusu içindeyken Selina'nın içi kan ağlıyordu. Daha önce de benzer suistimaller yaşamıştı ancak Cindy artık abartmıştı.

Ne yaparsa yapsın yaşadığı haksızlığa tahammül edemiyordu. Önce orada günlerce oturup ölmeyi istedi. Nasıl olsa kimse arayıp sormayacaktı, hayatta olmasının ne anlamı vardı ki? Birkaç saat böyle melankolik düşünceler içinde debelendikten sonra bibloyu yeniden eline aldı. Cübbeli kız biblosu sanki sihirliymiş gibi onu sakinleştirdi. Şimdi daha sakin düşünebilen Selina konuyu yetkili mercilere açmaya karar verdi. Birilerine gidip olayı anlatmalıdyı. Nasılsa tüm hesaplama ve çizimleri kendisinin yaptığını kolayca ispatlayabilirdi. Böylece Cindy'nin foyası da ortaya çıkacak ve rezil olacaktı. Yeni kahraman da Selina olacağından esas kız da Selina olacaktı ve geleceği de garanti altına alınmış olacaktı.

Şimdi tek yapması gereken doğru kişiyle konuşmaktı. Önce başkan James'e gitmeyi düşündü. Fakat onun Cindy ile ilişki yaşadığını Chicago'da bilmeyen yoktu. O nedenle başka bir yetkiliye gitmeyi düşündü. Bu kişi kim olabilirdi? Kısa bir düşünme sürecinden sonra Selina düşündüğü kişiyi buldu: başkan yardımcısı Thomas. Evet, o da en az başkan kadar söz sahibi biriydi ve konuyu yönetim kuruluna açması gerekirse herkes onu en az başkan kadar dinlerdi.

Önce ilk iş günü yanına gitme kararı aldı. Fakat Selina çok sabırsızdı, bir çılgınlık yaparak daha fazla beklemek istemedi ve koşarak başkan yardımcısı Thomas'ın evinin yolunu tuttu. Adamın malikanesine vardığında saat neredeyse gece 01:00 olmuştu. Malikaneye girip girmemekte çok tereddüt etti, ancak halen ışıklar yanıyordu ve eğer adam görüşmek istemezse kibarca redderdi en fazla, bundan öte ne olabilirdi ki?

Cesareti korkusuna üstün geldi ve malikanenin demirden yapılma dev bahçe kapısından içeri girdi. Uzun ön bahçeyi geçerek kapının önündeki büyük heykelin içinde yer aldığı çemberin etrafından dolaştı. Nihayet dev kapıya ulaştı. Kapıyı çaldıktan hemen sonra yaşlı bir uşak kapıyı açtı:
- “Merhabalar genç bayan, size yardımcı olabilir miyim?”
- “Şey... Ben... Özür dilerim çok geç bir saatte rahatsız ediyorum. Ama... Şey... İnanın ki ben... Şey... Bay Thomas evde mi?”
- “Evet bayan, beyefendi henüz yatmadılar. Buraya gelme sebebinizi öğrenebilir miyim acaba?”
- “Elbette. Şey... Şirketin geleceğiyle ilgili bir konu görüşecektim. Başkan James'in yaptığı büyük bir yanlışı haber verecektim. Aslında... Aslında tam anlatamadım ama şirketle ilgili çok önemli bir haber vermem lazım. Bakın durum çok acil”
- “Geldiğinizi haber vereyim. İçeride bekleyin isterseniz, üşütmeyin. Mutlu Noeller”

Uşak bu müze evin taştan merdivenlerinden yukarı doğru ağır adımlarla tırmanarak gözden kayboldu. Bir saate yakın orada oturan Selina tam başkan yardımcısından ümidini kesmişti ki yaşlı uşak yeniden çıkageldi:
- “Buyurun genç bayan, bay Thomas sizinle görüşecek. Merdivenlerden çıkınca en üstteki oda. Size eşlik edeyim”

Aldığı cevap genç kadını çok mutlu etti. Az sonra uğradığı tüm haksızlıkları bir bir anlatacaktı ve tüm sıkıntıları dinecekti. Sabırsızlık içinde merdivenleri çıktı, gösterişli bir kapıdan içeri girdi. Burası uzunca bir odaydı, sonunda yanan şömineden başka bir aydınlatması yoktu. Şöminenin iki tarafında iki büyük pencere vardı ve bunlar yerden tavana kadar camla kaplıydı. Odanın yanından iki kapı daha vardı. Fakat odada kimse yoktu. Selina içeri girip yalnız kalınca şömineye doğru gidip bir süre burada ısındı. Birkaç dakika sonra odanın yan duvarındaki kapılardan biri açıldı ve başkan yardımcısı Thomas göründü. Selina onu görür görmez konuşmaya başladı:
- “Bay Thomas sizden çok özür dilerim, böyle geç bir saatte sizi rahatsız ettiğim için çok üzgünüm, lütfen bağışlayın. Konu çok önemli olmasa inanın ki...”

Adam babacan bir tavırla kızın sözünü kesti:
- “Sorun değil. Adın ne demiştin?”
- “Selina efendim. Selina Gonzalez”
- “Oturmaz mısın Selina?”

Bu nazik teklifi kabul eden Selina, şömineye dönük olan iki koltuktan birine oturdu, diğerine de başkan yardımcısı Thomas oturdu. İki koltuğun arasındaki sehpada bir küçük viski şişesi ve iki de kristal bardak duruyordu. Bir bardak Selina'ya koydu fakat o istemediğini söyleyince diğer bardağa kendisi için de bir kadeh doldurup arkasına yaslandı:
- “Seni dinliyorum Selina. Uşak önemli bir şey söyleyeceğinden bahsetti”

Selina gördüğü kibarlıktan sonra iyice rahatladı ve anlatmaya başladı. Toplantının iç yüzünü, tüm işleri kendisinin yaptığını, Cindy'nin yalanlarını, önceki numaralarını, başkan James ile kırıştırmasını ve diğer her detayı uzun uzadıya anlattı. Başkan yardımcısı kimi zaman hayret ederek kimi zaman da sükunet içinde Selina'yı dinledi. Kimi zaman viskisinden bir yudum çekti. Selina tüm hikayeyi anlattıktan sonra adam kalkarak Selina'nın arkasına geçti ve ellerini dostça Selina'nın omuzlarına koydu. Kulağına eğilip:
- “Bütün bunları gerekirse mahkemede de anlatırsın değil mi Selina?”
- “Hiç şüpheniz olmasın efendim”
- “Ben de aynen böyle düşünmüştüm”

Adam viski şişesini eline aldı ve yanlamasına Selina'nın kafasına vurarak şişeyi kızın kafasında parçaladı. Kız koltuğun üstünde yığılıp kaldı. Acı içinde kıvranmaya başladı. Hemen sonrasında başkan yardımcısı, kızın boğazına sarılıp onu boğmaya başladı. Bununla da yetinmedi, boğazını bırakmadan onu ayağa kaldırarak şöminenin yanındaki camlardan birinin dibine getirdi. Selina'nın gücü artık tükenmişti, kısa bir boğuşmadan sonra kurtulmaktan umudu keserek kendini bıraktı. Böylece Thomas onun öldüğünü sandı ve onu camdan dışarı fırlattı. Malikanenin dördüncü katındaki pencereden uçan Selina, Noel günü dondurucu soğukta evin yanından akan dereye uçtu.

Thomas arkasından baktı ve kızın derenin içinde gözden kaybolduğunu görünce rahatlayarak yarım bıraktığı viski bardağının yanına gitti ve kalanı bir dikişte çekti. Bu sırada yandaki kapılardan birinden Cindy çıktı. Üzerinde yarı saydam kumaştan siyah renkli bir sabahlık vardı ve içinde de başka bir şey yoktu. Ağır adımlarla Thomas'a yaklaşarak ona arkadan sarıldı:
- “Hallettin mi tatlım?”
- “Hallettim canım, sen merak etme. Artık sana sorun çıkaramayacak”
- “Öldü mü peki?”
- “Tabii ki öldü. Hem sağ kaldıysa bile bu dere doğruca şehrin nükleer elektrik santralinin reaktörüne gidiyor, orada zaten radyasyondan ölür”

Aynen Thomas'ın dediği gibi Selina'nın bedeni akarsuyun çılgın akışıyla birlikte kilometrelerce sürüklendi. Reaktörün soğutma türbinlerine doğru giderken o sırada iki işçi nehrin kenarında sohbet ediyorlardı. Adamlardan biri Selina'nın bedenini fark edip arkadaşına gösterdi. Ancak adam oraya bakana kadar genç kız türbinlere gömülüp gözden kayboldu. İşçi koşarak üstlerine haber verdi. Kısa süre içinde soğutma türbinlerine bir insanın girdiği haberi tüm santrale yayıldı. O güne kadar birkaç kez türbinlere insan düştüğü olmuştu fakat buraya düşen birinin sağ çıkması olası değildi. Hem yüzlerce metre boyunca hava alınabilecek hiçbir yer yoktu, hem reaktörün ısısı insan vücudunun dayanamayacağı kadar yüksekti hem de içerideki yüksek radyasyona maruz kalan bir canlının yaşama şansı yoktu.

Kısa süre içinde santralin reaktörü durdurularak soğutma türbinleri kapatıldı. Türbinlerden tüm suyun çekilmesi beklendi. Bu arada suyun çıkışındaki filtreler, içinden bir insan bedeninin geçemeyeceği kadar sık aralıklarla yapıldığı için cesedin buraya takılması beklendi. O güne kadar tüm cesetler orada bulunmuştu, zaten mantıklı olan da cesedin orada görülmesiydi. Fakat tüm su çekildikten sonra dahi cesedi orada göremediler. Tüm reaktörün çevresini koruyucu giysiler ve özel koruyucu donanımlar giyen ekipler taradı. Her deliğe ikişer kez baktılar, ama kız orada yoktu.

Çünkü Selina ölmemişti...


~ DEVAM EDECEK ~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Medya