21 Temmuz 2013 Pazar

Sevgili Günlük

 Sevgili günlüğüm Neşe,

Halen bunun başıma nasıl geldiğine inanamıyorum. Bugüne kadar kim sevgilisinden ayrılsa teselliye koşan ben, daha geçen ay en yakın arkadaşım terk edildiğinde bütün gece ona teselli veren ben şimdi nasıl terk edildim inanmıyorum. Herkesin başına geleceğini düşünebilirdim de benim başıma gelebileceğini asla düşünemezdim!

Neymiş efendim ben ondan daha iyilerine layıkmışım. Sorun bende değil ondaymış da bilmem ne. Bu erkeklerin fabrika çıkış ayarları mı böyle acaba? Erkek cinsi neden hiç orijinal yalan bulamaz? Neden hep aynı yalanı söyler ayrılırken bunlar? Yoksa tenezzül mü etmiyorlar değişik yalanlar bulmaya? Bu kadar aşağılamasınlar ama bizi, hiç değilse beş dakikasını ayırıp bir orijinal yalan düşünecek kadar vakit ayırsınlar!

Konuştukça daha kötü oluyorum Neşe'cim. Şimdi sanırım yastığıma kapanıp bol bol ağlayacağım, bir süre sana ilgi gösteremezsem kusura bakma...

İyi geceler

~ @ ~

Sevgili Neşe,

Son kez yazdığımdan beri birkaç saat geçti, diyorum ki acaba şaka mı yaptı? Olur ya, belki de beni denemek istiyordur. Ya da belki pişmandır yaptığına. Olamaz mı? Belki o da ağlıyordur şimdi. Neden aramıyor o zaman? Tabi ya, utanıyor çünkü. Dur bi mesaj atayım şuna.

Öpüldün

~ @ ~

Neşe, saatler geçti neden cevap vermiyor bu çocuk mesajlarıma? Haklısın, gece yarısını en fazla iki saat geçe büyük ihtimalle uyumuş olur, ondan yazmıyordur belki. Ama ya öyle değilse? Ya başına bir şey geldiyse mesela? Ya hastaysa? Ya ateşi varsa? Canım benim ya, üstünü örtmedi kesin gece, sonra da üşüttü hasta oldu. Şimdi orada olsam bir güzel çorba yapardım ona. Bu çorba nasıl yapılıyordu yav? Neyse, Internet'ten buluruz. Olmadı hazır çorba diye bir şey var. Hay Allah'ım, ben burada neler diyorum sen bana çorbadan bahsediyorsun. Şimdilik bırakıyorum yazmayı, arayıp sorayım bir, hastaysa gider çorbasını yaparım. Gece saatin üçü demem giderim, vallaha giderim.

Haydi kal sağlıcakla!

~ @ ~

Neşe, telefonumu neden açmıyor? Neden? Neden? Efendim? Evet ya, hasta olduğu için tabi! Peki neden kapandı telefon sonra? Şarjı bittiği için tabii ki! Hasta ya çocuk, telefonu şarj etmek aklına gelmedi tabi. Neyse, yarın sabah erkenden kalkıp ararım ben onu. İyi geceler.

~ @ ~

Sevgili Neşe,

Geçen üç gün boyunca telefonlarımı açmadı, mesajlarıma cevap vermedi. Son yirmi dört saattir hep kapalıydı telefonu. Neden acaba? Kesin başına bir şey geldi. Burcu ve Onur diyor ki öyle her beş dakikada bir aramak uygun değilmiş. Ne alakası var ya? Başına bir şey gelmesin diye merak ediyorum ben bir kere. Hele Ekin'e kalsa şimdi gidip yastığının altındaki ekmek bıçağıyla çocuğun arabasının dört lastiğini de yaralım diyor. Yok yok, kesin başına bir şey geldi onun! Yarın gidip görücem onu. Kararlıyım! Çok kararlıyım hem de!

İyi geceler Neşe'cim...

~ @ ~

Şu anda biz ayrılalı beş gün altı saat yirmi iki dakika ve kırk sekiz saniye oldu Neşe, paşa beyimiz bu kadarcık bir süre içinde daha sarışın ve daha çıtır bir manita yapmış, inanabiliyor musun? Ben ellerimle hazır aldığım hazır çorbayı kaynatıp götürmek için o kadar uğraşayım, sonra ikisini evde baş başa Terminator Salvation filmini izlerken basayım! Düşünebiliyor musun rezaleti? Hayır Terminator nedir ya? İnsan romantik komedi izler, düz komedi izler, macera izler, belgesel izler, böyle sadist mekanik şeyleri nasıl izliyorlar? Fakat maşallah ortam sıcak gelmiş olmalı ki hanım kızımızın kot pantolonu koltuğun kenarındaydı. Yani çorbayı güzel yapamamış olabilirim ama bir insana çorba yapmayı bilmediği için böyle eziyet edilir mi? Şimdi Burcu ve Onur'u aramam lazım, bunu Ekin'e söylemeyelim yoksa o kıza yarın okulda elektrikli testereyle dalar vallah. Öptüm Neşecim...

~ @ ~

Neşe,

Hayat ne kadar boş, anlamsız, acımasız ve de gereksiz değil mi? Neden yaşadığımı, neden bunların benim başıma geldiğini sorgulamadan tek bir günüm bile geçmiyor. Misal, rüzgar neden esiyor? Şarkılar neden bu kadar onu çağrıştırıyor? Hayat neden bu kadar acımasız? Onur böyle pasta yapmayı nereden öğrendi? Pasta dedim de, bu aralar yemeğe sardım. Biraz da kilo aldım. Ben iğreniyorum bu halimden, fakat babaannem çok memnun. “Kız kurusu olup başıma kalıcaksın böyle gidersen” derdi eskiden. Şimdi gelip gidip kollarımı sıkıyor ve “maşallah” diyor. Bir de kedi aldım yeni. Saç şeklimi de değiştirdim. Yarın da koyu yeşile boyatıcam. Ekin çok beğendi bu fikri, Burcu ve Onur da bunu yaparsam arkadaşlığımızı bitirmekle tehdit ettiler. Annem ve babama ise konuyu henüz açmadım. Çok efkarlıyım Neşe, gideyim de şu pastadan biraz daha yiyeyim...

~ @ ~

Sevgili Neşe,

Bir süredir yazamıyorum kusura bakma. Çok tuhaf bir dönemden geçiyorum şu anda. Her şeyi değiştiriyorum. Eski resimlerimizi attım. Bana doğum günümde aldığı Garfield'ı kapıcının kızına verdim. Kuruttuğum çiçekleri, o gün çorba yaparken yaktığım tencereyi ve onunla ilgili diğer her şeyi çöpe attım. Aslında son bir ayda aldığım on üç kiloyu saymazsak pek bir şikayetim yok. Alıştım ayrılığa, zaten çok güçlü bir karakter olduğum için pek sıkıntı çekmemiştim. O da ne, mutfaktan bir pasta kokusu geldi sanırım. Dur bir bakayım...

~ @ ~

Neşeciğim, bugün düştüğüm aptalca durumun benzerini sanırım daha önce hiç yaşamamıştım. En yakın arkadaşlarımdan bunu hiç beklemezdim. Sabahleyin Burcu aradığında şüphelenmedim değil, durup dururken beni neden bir yere davet ettiğini anlamamıştım. O değil de gelmiycem dedikçe bu kadar ısrar etmelerinden kesin uyanmam lazımdı. Ne bileyim, basiretim bağlandı herhalde. Hayır, elbiselerimi bile gelip Ekin, Burcu ve Onur'un kendilerinin seçmesinden, makyajımı kendilerinin yapmalarından, saçımı başımı öyle özene bezene yapmalarından da mı bir şey çakmaz insan? Diyorum ya, boşluğuma geldi herhalde. Neyse işte, gittik bir kafeye. Gitmez olaydık! Allah'ın işine bakın ki bizimkilerin orada tesadüfen bir arkadaşlarıyla karşılaşacağı tuttu. Daha önce hiç görmediğim bu arkadaşı görünce o âna kadarki bağlanmış durumda bulunan basiretim tamamen açıldı ve tüm taşlar yerine oturdu.

Karşımdaki çocuğun mavi-kırmızı kareli oduncu gömleği, son düğmesine kadar kapalı yakası, muhtemelen çok eskiden kalmış ve artık küçük gelen açık kahverengi kadife ceketi, dana yalaması misali yana doğru yatırılmış saçları, elinde hangi mezarlıktan toplandığı belli olmayan bir buket dağınık çiçek ve otuz dişinin (evet otuz, iki dişi yerinde yoktu) göründüğü kocaman gülümsemesi halen gözümün önünde. Belki sakin kafayla düşünebilsem arkadaşlarımın bana yeni bir sayfa açmak için destek olma girişimini sevgi ve takdirle karşılayabilirdim ama bana layık gördükleri aday bu muydu yani?

Gerçi onlar da bir an birbirlerine bakıp aralarında fısıldaşmaya başladılar. Sonradan öğrendim ki çocuk Burcu'nun bir arkadaşının kuzeniymiş, bizim işgüzarlar da çocuğu hiç görmeden benimle tanıştırmak istemişler. Düşündükçe fıttıracak gibi oluyorum, karate filmlerinden girip kavurma tarifinden çıkan o muhabbeti sıralayabilen dimağın alakasız şeyleri birbirine bağlama yeteneğini takdir etmemek söz konusu olamaz tabi ama benim gibi hafif bir reflü sorunu olan biri için fazlaydı gerçekten. Tabi benim de tek kelime etmeden ve çocuğun yüzüne bakmadan orada bir saat oturmam da onu sürekli muhabbetler açmaya itti. Bunu anlayışla karşılarım ama ya o bizim kızların aramızda muhabbet açma çabalarına ne demeli? Gerçi onlar da derslerini aldılar, mesela Onur'un sinema muhabbeti açma çabası çocuğun en son 1986 yılında bir Ferdi Tayfur filmine gittiğinin anlaşılmasıyla aniden son buldu. (Evet doğru bildin, çocuk biraz büyük benden). Kıyamam, hele Ekin'in açmaya teşebbüs ettiği rock konseri ve bira muhabbetlerinin de çocuğun inna sabirin (Arapça “Allah sabredenle beraberdir” demekmiş, Google'dan baktım) çekmesiyle anında son buldu. Bu tecrübeler ışığında Burcu'nun aklını kullanarak bir muhabbet açma girişiminde bulunmamasına çok memnun oldum.

Bir saat orada nasıl oturmuşum inanamıyorum vallaha! Sabrımdan dolayı kendimi tebrik ediyorum. Düşündüğümden başarılıymışım bu konuda. Bir saatin sonunda arkadaşlarımı bir daha benzeri bir girişimde bulunmamaları konusunda sert şekilde uyardıktan sonra biraz yalnız kalmaya ihtiyacım olduğu için onlardan ayrıldım. Halen elim ayağım titriyor. Sanırım bu gece uyuyamayacağım. Yine yazarım Neşe. İyi geceler sana.

~ @ ~
Sevgili Neşe,

Artık herkes ayrıldığımızı biliyo (tabi bunda eski erkek arkadaşım olacak dallamanın her yerde başka bir kızla görülmesinin etkisi büyük oldu). Eski sorunlarım böylece yeniden ortaya çıkmaya başladı. Sabah kapıyı açtığımda paspasın üstünde bulduğum bir buket mezarlıktan toplanmış gibi görülen çiçekten tut da (doğru bildin, bizimkilerin beni tanıştırmaya çalıştığı çocuk Tacettin göndermiş) okulda defterlerimin arasından çıkan aşk mektuplarına, geçen gün eve kim olduğu belli olmayan birinin gönderdiği yüz (rakamla 100) kırmızı gülden tut da e-postama gelen çıkma ve evlenme tekliflerine, fotoğrafımı isteyen komşu teyzelerden “etraf da çok bozuldu” klasiğiyle giriş yapıp iğrenç iğrenç konuşan esnafa kadar ne kadar eski kabusum varsa hepsi geri döndü. Karşı komşunun “bir kurşun döktürelim, bu kıza nazar değiyor” teklifini veya bunun gibi ipe sapa gelmez önerilerin alayını saymak bile istemiyorum.

Geçmiyor günler Neşe, geçmiyor... Şimdi gidip sahil kenarında biraz yürüyeyim. İnşallah dünkü gibi tanışma vesilesi yapmak için köpeğini üstüme salan çocuklar yoktur oralarda...

~ @ ~

Neşeciğim, hani geçen gün arkadaşlar beni Tacettin'le tanıştırmak istediğinde hayatımın en fiyasko organizasyonuydu dedim ya, yanılmışım. İnsan yaşadıkça yeni şeyler öğreniyor gerçekten. Bir an “batsın böyle bilgelik” diyesim geliyor ama, şu an o kadar kötüyüm ki onu bile diyecek enerjiyi bulamıyorum kendimde.

Merakta bırakmayayım seni daha fazla. Bir akşam eve geldim, bir de baktım salonda misafirler var. Fakat tanıyamadım hiç birini. Hayret; Burcu, Onur ve Ekin de gelmişler. Tanıyamasam da neticede annem ve babam tarafından eve alındıklarına ve silah zoruyla girdiklerine dair bir emare de olmadığına göre selam vermekte bir sakınca görmedim. Tipleri, konuşma tarzları, giyimleri, baba tipinin dana yalaması saçı bana bir şey çağrıştırdı ama tam çıkaramadım.

Fakat hiç sohbet muhabbet havası yoktu. Yüzler asıktı, kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Ben de saf saf geçtim oturdum. Herkesin kaçamak bakışlarını bana yöneltmesi içimdeki ilk kara bulutların toplanma ânı oldu sanırım. Anlamadığım bi gerilim hızla tırmanıyordu. Tam “ne oluyo lan burada” diyecektim ki babam konuya girdi. Bana gelenlerin yabancı olmadığını ve hatta benimle ilgili bir mevzu için burada olduklarını söyledi. Nedense bunun hayırlı bir mevzu olmadığını düşündüm (her ne kadar misafir adam hayırlı bir iş için geldiklerini söylese de ben tam ters yönde hissediyordum). Bir an bütün kötü olasılıkları aklımdan geçirdim: bunlar arkasından konuştuğum birilerinin ailesi olamazdı; arabayla son yediğim cezanın makbuzunu yok etmiştim, zaten mesele araba olsa en fazla annem ve babamla muhatap olmam gerekirdi; geçen kaldırımda arabayla hafifçe dokundurduğum kadın beni bulup gelmiş olamazdı, zaten o kadın bu değildi; kitaplarını kaybettiğim Neriman'ın ailesi de bunlar değildi, o zaman neydi mesele ve kimdi bunlar?

Zoraki bir gülümseme takındıktan sonra can havliyle “hayırdır babacığım” diyebildim. Hemen arkasından misafir adamın “Allah'ın emriyle kızınızı oğlumuz Tacettin'e istiyoz” değince benim kayış koptu, motor boşa dönerken benim film kopmuş. Gerisini hatırlamıyorum ama kızların anlattığına göre ayağa kalkıp anlaşılmaz birkaç şey söyledikten sonra yere yığılıp bayılmışım. Gözlerimi acil serviste açtım. İnanır mısın, Tacettin'in babası oraya da gelmişti. Babam herhalde bir saattir ona bu işin olmayacağını anlatıyordu. Adamlar ben taburcu olup eve varana kadar peşimizden ayrılmadılar. Köyden benim için getirdikleri koçu bile yanlarından ayırmadılar. Adamlar koçu acil servise bile soktular. Sonradan onun çıkardığı meee seslerini acilde hep duyduğum seslerden hatırladım.

Neyse Neşe, kafam çok bozuk. Sabahki pastanın kalanını da yiyeyim yatıcam. Ama şey, doğru ya, onu öğlen bitirmiştim. Öğleden sonra aldığım pastaya başlayayım o zaman. Haydi bay!

~ @ ~

(bir yıl sonra)

~ @ ~

Neşeciğim,

Seni uzun bir süre ihmal ettim kusura bakma. Bu dönem hayatımın en fırtınalı dönemiydi fakat şükür ki bitti. Tacettin de ailesi de son bir haftadır hiç aramıyor sormuyorlar. Sırayla Ekinler'e ve Onurlar'a da onları istemek için gittikten sonra Burcu'nun evli olduğunu son anda öğrenip ona gitmekten yarı yolda vazgeçmişler. Bu arada koç hep onlarlaymış. Şimdi duydum ki aşağı mahalleden bir kıza gidip gelmeye başlamışlar onu istemek için. Neyse, ben kurtuldum ya, gerisi boş. Sonradan öğrendim ki o koç da kavurma olmuş.

Kurtulmak dedim de, fazla kilolarımdan da bayağı kurtuldum. Sadece 9 kilo fazlam kaldı, neredeyse 20 kilo verdim.

Görüşmediğimiz bir yıl içinde sekiz kere saç şeklimi, dokuz kere de saç rengimi değiştirdim. Tabi bunlardan üçü Tacettin'den kurtulmak içindi ama olsun. Neyse, okul da bu sene bitti. Sınav zamanlarında falan biraz oyalandım, ayrılık stresinden uzaklaştım.

Haklısın, artık en merak ettiğin konuya gelsem iyi olacak. Eski erkek arkadaşım tamı tamına yirmi yedi kez sevgili değiştirdi. Çıktığı kızların tamamına yakınının okulda adının motora çıkmış olması beni üzmedi değil, zira ben de onun eski sevgili listesinin uzun zincirinde bir garip halkayım. Neyse ya, ben kendimi biliyorum. Her ne kadar Neriman benim hayat kadını olduğum söylentisini yaymaya çalışsa da itibarım iyi okulda. Zaten Neriman'ın da saçlarını kantinin orta yerinde yolarak onu usulünce cezalandırdım.

Bir yılda eski erkek arkadaşım bana da otuz sekiz kez mesaj attı. Gerçi ikisinde başkası diye yanlışlıkla bana göndermişti ama olsun. Üç kez çiçek, bir kez Garifeld ve bir de yeni tencere yolladı. Hani ona çorba yapmak isterken bir tencere yakmıştım ya, onun için. Kendince romantik olmaya çalışıyor işte.

Eğer bir yıl önceki ben olsaydım hemen ona kanardım. Artık ben o değilim Neşe. Artık daha güçlü, daha cesur ve kendiyle çok daha fazla barışık biriyim. Bundan böyle erkekler benden ancak hak ettiklerini alırlar. Zaten yeni biri var. Aslında o daha manitam olduğunu bilmiyor, ama zamanla olacak. Çok düzgün bir çocuk. Üç yıldır tanıdığım biri. İlişkilerinde de sevgi dolu ve aklı başında bir çocuk. Eskiden olsa nerede zıpır, havalı, çılgın tipler var onlara bakardım. Ama artık biliyorum, artık bana layık olanlardan aşağı kimseyi kabul etmeyeceğim ve ancak kriterlerime tam olarak uyanlar hayatıma girebilecek!

Eski bana elveda Neşe, onu bu sayfalara gömüyorum ve yeni hayatıma merhaba diyorum. Eski ben artık yok olduğum için seninle de bir daha görüşemeyeceğiz. Yeni ben olarak devam ediyorum artık hayatıma. Sen hep en iyi dostum oldun. Hep mutlu kal Neşe...



~ SON ~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Medya